logo
Yükleniyor...
logo
add image
Atiye Danış

Atiye Danış

mangalatesi2001@hotmail.com
Kayıt: 16 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 3,745

Son Köşe Yazıları

GİTTİLER, GİDİYORLAR, GİDECEKLER
Yayın: 14 Ekim 2026 00:19:14 Düzenlenmedi

Neva Çiftçioğlu yalnız değil.

Bilimsel çalışmalarının karşılığını bulamadığını düşünen, imkan bulduğu anda yurt dışına giden Türk bilim insanlarının sayısı hiç de az değil. Silikon Vadisi'nden NASA'ya, Avrupa'dan dünyanın en önemli üniversitelerine kadar pek çok Türk bilim insanı bugün bilime katkı sunuyor.

Bunun son örneklerinden biri Prof. Dr. Rıfat Atun.

Prof. Dr. Atun, 1 Ağustos 2026 itibarıyla Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Fakültesinde Eğitim ve İnovasyon Dekanı olarak görev yapmaya başladı ve Harvard tarihinde dekanlık görevine getirilen ilk Türk akademisyen oldu.

Bu insanların ortak noktası çok açık; Bilim yapmak, üretmek ve dünyaya katkı sağlamak istiyorlar.

Sorun şu ki, yetiştirdiğimiz insanların değerini yeterince erken anlayamazsak, onları başka ülkeler destekliyor.

Onlar gidiyor.

Ardından yenileri gidiyor.

Ve böyle devam ederse daha niceleri gidecek.

Bir ülke bilim insanlarını kaybediyorsa, aslında sadece insan yetiştirmeyi değil, geleceğini kaybediyordur.

Çünkü cehaletin bedeli yalnızca bugünü değil, yarını da yoksullaştırır.

CEHALET = FELAKET

YERYÜZÜ CENNETİNİ NASIL CEHENNEME ÇEVİRDİK
Yayın: 06 Ekim 2026 00:11:12 Düzenlenmedi

Yeryüzü Cennetini Nasıl Cehenneme Çevirdik?

Dünya, üzerinde yaşayan tüm canlılara yetecek kadar cömert bir gezegendir. Toprak her yıl yeniden filizlenir, su nehirlerden çağlar, başaklar insanlığı doyurmak için güneşe doğru uzanır. Hint bağımsızlık hareketinin lideri Mahatma Gandhi’nin de dediği gibi "Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını karşılar, ama herkesin hırsına yetecek kadarını değil." Peki, kaynakların herkese yetebileceği bu muazzam gezegen, neden milyonlarca insan için bir hayatta kalma savaşına, yani adeta bir cehenneme döndü?

Bu sorunun cevabı doğada değil, insanın kurduğu düzende gizlidir. Küresel açlık, susuzluk ve yoksulluk kaynak yetersizliğinden değil, tamamen adaletsiz paylaşım ve yönetim krizlerinden kaynaklanmaktadır. Bir tarafta tabağındaki yemeğin yarısını çöpe döken aşırı tüketim toplumları yaşarken, diğer tarafta temiz bir bardak suya veya bir dilim kuru ekmeğe ulaşamadığı için hayata veda eden çocuklar var. Bu tablo, doğanın bir kusuru değil; insanlığın vicdan ve adalet sınavında sınıfta kalmasının bir sonucudur.

Sadece paylaşmayı bilmemekle kalmadık doymak bilmeyen hırslarımız yüzünden bize hayat veren ekosistemi de baltaladık. Daha fazla güç, daha fazla toprak ve daha fazla sermaye elde etme arzusu savaşları, sömürgeciliği ve iklim krizini beraberinde getirdi. Sınırlar ardına çekilen teller, nehirlerin akışını değiştiren barajlar ve toprağı zehirleyen sanayi atıkları, hep daha fazlasını isteyen bireysel ve kitlesel bencilliklerin birer anıtı haline geldi.

Sonuç olarak yeryüzünü cehenneme çeviren şey ne kıtlıktır ne de kaynakların tükenmesidir. Dünyayı yaşanmaz kılan, insanın insanı sömürmesi ve "ben" merkezli yaşam biçimidir. Eğer bu gidişatı tersine çevirmek istiyorsak, toprağın ve suyun sesine kulak vermeli bir hırsa köle olmak yerine, adil bir paylaşım ve empati köprüsü inşa etmeliyiz. Çünkü dünya hepimize yetecek kadar büyük, tek eksik ise adalet ve merhamet.

Bir Emekli Daha Öldü
Yayın: 25 Eylül 2026 23:45:01 Düzenlenmedi

Bugün AYM önünde bir emekli polis hayatını kaybetti.

Söylediği söz çok açıktı; Geçinemiyorum.

Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş bir insan, emekliliğinde geçinemediği için hayatına son veriyorsa, artık şu soruyu sormak zorundayız;

Bir emeklinin yaşamaya gücü yetmiyorsa, yıllarca ödediği primlerin ve verdiği emeğin karşılığı nerede?

Emeklileri bu noktaya sürükleyen ekonomik şartlar ve bu şartların oluşmasında etkili olan politikalar artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Bir insan geçinemediği için öldü!

Bir ülkede emekli, hayatının sonunda huzur yerine çaresizlikle baş başa kalıyorsa, bunun vicdani ve siyasi sorumluluğu mutlaka konuşulmalıdır.

Hiçbir çaresizlik, insanın kendi hayatına son vermesini gerektirecek kadar büyük olmamalı. Geride kalanların acısı ise hiçbir sözle tarif edilemez.

Yapay Zekada Korkulması Gereken Noktaya Geldik
Yayın: 13 Eylül 2026 14:48:23 Düzenlenmedi

Yapay zekanın insan hayatını kolaylaştıracağını konuşurken, artık başka bir gerçeği de konuşmak zorundayız.

Son günlerde yayımlanan raporlar, yapay zeka sistemlerinin biyolojik silah geliştirilmesine katkı sağlayabilecek araştırmalarda kötüye kullanılmaya çalışıldığını ortaya koydu. Bazı girişimler engellendi. Fakat asıl düşündürücü olan, böyle bir ihtimalin artık bilim kurgu olmaktan çıkmasıdır.

Teknoloji geliştikçe bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor. Bu insanlık için büyük bir fırsat. Ama aynı kapının kötü niyetli insanların önünde de açılabileceğini unutmamak gerekiyor.

Bir zamanlar çok az sayıda insanın sahip olabileceği bilgi, bugün yapay zeka aracılığıyla çok daha geniş bir çevrenin kullanımına girebiliyor.

Yapay zekadan korkmak çözüm değil. Fakat onu yalnızca fayda sağlayan masum bir teknoloji gibi görmek de büyük bir hata.

Çünkü yanlış ellere geçen bir teknoloji, yanlış bir silahtan daha tehlikeli olabilir.

İnsanlığın bundan sonraki sınavı yapay zekayı ne kadar geliştireceğimiz değil, onu ne kadar güvenli tutabileceğimizdir.

Ülkemizde Geçinmek Neden Bu Kadar Zorlaştı?
Yayın: 05 Eylül 2026 14:07:54 Düzenlenmedi

Ülkemizde artık maaş hesabı yapılırken yalnızca ne kadar para kazanıldığına değil, o paranın ayın kaçıncı gününe kadar dayanacağına bakılıyor.

Emeklinin aldığı para kira ve faturalarla tükeniyor. Çalışan, maaşını aldığı gün borçlarını kapatıyor. Genç, kendi evinin hayalini kurmak yerine ailesinin yanında nasıl yaşayacağını düşünüyor. Pazara giden insan ise ihtiyacı olanı değil, parasının yettiğini alıyor.

Bunlar sadece ekonomik göstergeler değil. Bir sofradan eksilen yemek, ertelenen bir ihtiyaç, alınamayan bir ilaç, çocuğa verilemeyen bir harçlık demek.

İnsanlar zamanla daha az yaşamaya, daha çok hesap yapmaya başladı.

Ülkemizin asıl meselesi yalnızca maaşların ne kadar arttığı değildir. Asıl mesele, insanların kazandıklarıyla insanca yaşayabilmesidir.

Çünkü kazandığınız para hayatınızı taşımıyorsa, maaşınızın üzerinde yazan rakamın büyüklüğünün pek bir anlamı kalmıyor.


“Asgari ücretli, emekli ve sabit gelirle yaşayanlar daha fazlasını değil, sadece insanca yaşamayı istiyor.”

Adaletin Vicdanı
Yayın: 24 Ağustos 2026 23:58:09 Düzenlenmedi

Bir Baklava, Dokuz Yıl


1997'de birkaç baklava çalan üç çocuk, 9'ar yıl hapis cezasına çarptırıldı ve yaklaşık iki yıl cezaevinde kaldı. Yoksulluktan, yalnızca tadını merak ettikleri için aldıkları birkaç baklava hayatlarında derin bir iz bıraktı. Buna rağmen sabıka kayıtlarıyla hayata tutunmaya çalıştılar ve fabrikalarda çalışarak yollarına devam ettiler.

Yıllar sonra aynı dönemin tartışmalı isimlerinden Faruk Güllü, FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı ve 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum edildi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda asıl soru şudur:

Bir çocuğun yoksulluk nedeniyle yaptığı bir hata, hayatını yıllarca taşıyacağı bir cezaya dönüştürülmeli miydi?

Adalet elbette suç karşısında vardır. Ama adaletin yanında çocuk, yoksulluk ve topluma yeniden kazandırılma ihtimali de vardır.

Bazen bir mahkeme kararı biter, ama verdiği cezanın izi bir insanın ömrü boyunca devam eder.

Eleştiri Suç Değildir
Yayın: 13 Ağustos 2026 17:46:57 Düzenlenmedi

Demokrasilerde yönetenler seçimle gelir. Vatandaş oy verir, yetki verir ve karşılığında hizmet bekler. Bu ilişkinin en doğal parçası ise eleştiridir.

Çünkü eleştirinin olmadığı yerde hesap sorulamaz, hesap sorulamayan yerde ise demokrasi zayıflar. Bugün birçok insan düşüncesini açıklarken iki kez düşünüyor. Sosyal medyada yazdığı bir cümleden, yaptığı bir yorumdan dolayı mahkeme kapılarında, karakollarda veya soruşturmalarla karşılaşmaktan endişe edenlerin sayısı az değil.

Oysa yönetenlerin görevi sadece övgüyü kabul etmek değil, eleştiriye de tahammül gösterebilmektir. Güçlü demokrasiler, alkışlayanların değil konuşabilen, sorgulayabilen ve eleştirebilen vatandaşların omuzlarında yükselir.

Vatandaşın sustuğu değil, konuşabildiği ülkeler güçlü olur. Eleştiriyi tehdit gören anlayışlar güven üretemez. Yönetenler değişebilir, ancak ifade özgürlüğü her zaman korunmalıdır. Özgür toplumlar korkuyla değil, fikirlerle ayakta kalır.

Dolandırılmadan Yaşayabilmek Artık Yetenek İstiyor
Yayın: 06 Ağustos 2026 14:07:18 Düzenlenmedi

İnsanlar artık bir telefonu açarken, internetten alışveriş yaparken, ev kiralarken, araç alırken hatta bankadan gelen bir mesajı okurken bile şüpheyle hareket ediyor. Çünkü dolandırıcılık yöntemleri her geçen gün değişiyor, güven duygusu ise her geçen gün biraz daha azalıyor.

Bugün kaybettiğimiz sadece para değil. Asıl kaybettiğimiz, birbirimize duyduğumuz güvendir. Dürüst insanların sürekli tedirgin yaşadığı, herkesin herkesten şüphelendiği bir düzen normal kabul edilemez.

Hiç kimse dolandırılmamak için uzman olmak zorunda bırakılmamalı. Güven içinde yaşamak bir ayrıcalık değil, en temel haktır.

Doğayı Korurken Geçimi Unutmayalım
Yayın: 31 Temmuz 2026 23:36:37 Düzenlenmedi

İklimi korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak çevre adına alınan her karar, bu ülkenin çiftçisini, üreticisini, esnafını ve dar gelirli vatandaşını da gözetmek zorundadır.

Bugün insanların en büyük kaygısı geçimdir. Üretim maliyetleri artarken, hayat her geçen gün daha da pahalı hale gelirken, çevre politikalarının yeni ekonomik yükler doğurabileceği endişesi de büyüyor.

Doğayı korumak ile insanı korumak birbirinin alternatifi değildir. Gerçek başarı, ikisini birlikte yaşatabilmektir. Çevreyi korurken üretimi zayıflatan, vatandaşı daha fazla kaygılandıran uygulamalar toplumun desteğini kazanamaz.

Yaşanabilir bir dünya elbette istiyoruz. Ama o dünyada insanca yaşayabilmek de en az bunun kadar önemlidir. Gerçek çözüm, doğayı da insanı da aynı vicdanla koruyabilmektir.

Sağlıklı Gıda Herkesin Hakkıdır
Yayın: 20 Temmuz 2026 02:02:38 Düzenlenmedi

Soframızdaki En Büyük Endişe


Son zamanlarda pazara ürün getiren bazı üreticilerle yaptığım sohbetlerde beni düşündüren sözler duydum. Tarımsal ilaç kullanmadan verim almanın giderek zorlaştığını, üretimin büyük ölçüde bu ilaçlara bağlı hale geldiğini anlatıyorlar.

Elbette tarımsal ilaçlar, doğru zamanda ve doğru miktarda kullanıldığında üretimin bir parçasıdır. Ancak asıl soru şudur; Denetimler yeterli mi? Kullanılan ürünler, insan sağlığını koruyacak sınırlar içinde mi?

Vatandaşın beklentisi çok açık. Sofrasına gelen ürünün sadece güzel görünmesi değil, güvenle tüketilebilmesi. Çünkü gıda meselesi fiyat kadar, sağlık meselesidir.

Sağlıklı nesiller, güvenilir üretimle yetişir.

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
KIŞ KAPIDA, VATANDAŞ PERİŞAN! KÖMÜR ATEŞ PAHASI, CEPLER BOMBOŞ!
ALİ İHSAN ATEŞ
BİR SELAMIN BEDELİ: ER HALİM VE DEVLETİN İTİBAR TERAZİSİ
Atiye Danış
GİTTİLER, GİDİYORLAR, GİDECEKLER
AYFER KILIÇ
SENSİZ OLMUYOR
Ayfer Turan
KARANLIĞIN GÖLGESİ
Emel Topal
Masallar Ülkesinde
FERDA NAYMAN
SEVGİLİ.
Murat OKUDUCU
Kuyunun Dibinde Değil Molasındayım...
Neval Kütük
BEDEN İLE UYUM
Tandoğu Yazıcı
ZEYTİNYAĞI
Z. Abidin Toprak
ÖLÜ İNTERNET TEORİSİ
Yukarı