logo
Yükleniyor...
logo
add image
RAMAZAN GÜÇLÜ

RAMAZAN GÜÇLÜ

KÖŞE YAZARI
EĞİTİMCİ
ramazanguclu1@gmail.com
Kayıt: 10 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 3,949

Son Köşe Yazıları

DJİTAL VE SOSYAL DETOKS
Yayın: 09 Nisan 2026 00:43:51 Düzenlenmedi

Günümüz dünyasında "detoks" denilince akla genellikle yeşil içecekler, katı diyetler veya vücuttan toksin atma süreçleri gelir. Ancak modern insanın en büyük zehri, yediği gıdalardan ziyade,maruz kaldığı uyaran bombardımanı, dijital kirlilik ve tükenmişlik hissidir. "İnsan detoksu", biyolojik bir temizliğin ötesinde, zihni dinlendirme ve ruhu sadeleştirme sanatıdır.

​İnsan Neden Detoksa İhtiyaç Duyar?

​Beynimiz, evrimsel gelişimine kıyasla çok daha hızlı bir teknolojik dönüşümün içinde. Her gün binlerce reklama, sosyal medya bildirimine ve bilgi kırıntısına maruz kalıyoruz. Bu durum şu sonuçları doğuruyor:

• ​Karar Yorgunluğu: Sürekli seçim yapmak zorunda kalmak irademizi zayıflatıyor.

• ​Dopamin Bağımlılığı: Kısa süreli dijital onaylar (beğeni, yorum), beynin ödül sistemini bozarak gerçek hayattan alınan keyfi azaltıyor.

• ​Sosyal Karşılaştırma: Başkalarının "filtrelenmiş" hayatlarını izlemek, yetersizlik hissini tetikliyor.

​İnsan Detoksunun Temel Adımları

​ Gerçek bir arınma süreci için sadece telefonu kapatmak yetmez; bakış açısını da değiştirmek gerekir. İşte etkili bir insan detoksu rehberi:

​1. Dijital Sessizlik (Siber Detoks)

​Güne telefon ekranıyla başlamak, beyni daha uyanmadan savunmasız bir stres moduna sokar.

• ​Kural: Uyandıktan sonraki ilk 60 dakika ve uyumadan önceki son 60 dakika teknolojiyle bağınızı kesin.

• ​Eylem: Bildirimleri kapatın, sadece gerçekten önemli olanlara izin verin.

​2. Sosyal Çevre Temizliği

​Detoks, sadece eşyalarla değil, ilişkilerle de ilgilidir. Enerjinizi emen, sizi sürekli eleştiren veya aşağı çeken "toksik" figürlerle aranıza mesafe koymak en etkili arınmadır.

​"Yanında kendiniz olamadığınız her insan, ruhunuzda birikmiş birer toksindir."

​3. Zihinsel Sadeleşme:

​Aynı anda on işi birden yapmaya çalışmak bir başarı değil, zihinsel bir dağılmadır.

• ​Tekli Odaklanma: Bir şeyler yerken sadece yemeğe, yürürken sadece yola odaklanın.

• ​Hayır Deme Sanatı: Takviminizi istemediğiniz etkinliklerle doldurmak yerine, boş kalan zamanın tadını çıkarın.

Unutmayalım ki ​insan detoksu bir mahrumiyet süreci değil, bir özgürleşme hareketidir. 

BİLGE KRAL
Yayın: 06 Nisan 2026 08:32:56 Düzenlenmedi

​Aliya İzzetbegoviç, sadece bir devlet adamı veya bir komutan değil; aynı zamanda 20. yüzyılın en derinlikli düşünürlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır. "Bilge Kral" lakabıyla anılan Aliya, hem Doğu hem de Batı düşünce dünyasına hakimiyetiyle, Bosna-Hersek’in varoluş mücadelesinin sembol ismi olmuştur.

​ ​Aliya’nın mücadelesi silahlarla değil, kalemle ve fikirle başlamıştır. Gençlik yıllarından itibaren İslam dünyasının durumu üzerine kafa yoran Aliya, Müslüman toplumların modern dünyada nasıl bir yer edinmesi gerektiğine dair özgün teoriler geliştirmiştir.

​ İslam Deklarasyonu: Müslüman toplumların uyanışını ve özgürleşmesini savunan bu eser, dönemin Yugoslavya yönetimi tarafından "aşırılık" olarak nitelendirilmiş ve Aliya’nın hapis yatmasına neden olmuştur.

​ Doğu ve Batı Arasında İslam: Bu başyapıtında Aliya, İslam'ın sadece bir din değil, aynı zamanda materyalizm ile spiritüalizm arasında bir "orta yol" olduğunu savunur. Ona göre insan, hem biyolojik hem de ruhsal bir varlık olarak her iki dünyayı da kucaklamalıdır.

​Bosna Savaşı ve Direnişin Yüzü

​ Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Bosna-Hersek’in bağımsızlık ilan etmesiyle başlayan kanlı süreç, Aliya’yı zorunlu bir liderliğe itmiştir. Kuşatma altındaki Saraybosna’da, imkansızlıklar içinde bir halkın ayakta kalmasını sağlamıştır.

​"Biz ölüyoruz ama onlar da kazanmıyorlar." – Aliya İzzetbegoviç

​Savaşın en karanlık günlerinde bile etik ilkelerden ödün vermemiştir. Askerlerine her zaman sivillere dokunmamaları, ibadethanelere zarar vermemeleri gerektiğini hatırlatmış; "Düşmanımıza benzediğimiz gün, asıl mağlubiyetimiz o zaman olacaktır," diyerek ahlaki üstünlüğün korunmasını en büyük zafer saymıştır.

​ Dayton Barışı ve Zor Kararlar

​1995 yılında imzalanan Dayton Barış Antlaşması, Aliya için "adil olmayan bir barış"tı. Ancak halkının daha fazla kırılmaması ve soykırımın durması için bu acı reçeteyi kabul etmek zorunda kaldı. Modern Bosna-Hersek’in kurucu cumhurbaşkanı olarak, çok kültürlü ve demokratik bir yapı inşa etmek için ömrünün sonuna kadar çalıştı.

​Bilge Kral’dan Kalan Öğütler

​ Aliya İzzetbegoviç’in mirası, bugün sadece Boşnaklar için değil, tüm insanlık için evrensel mesajlar içermektedir:

​Özgürlük Bedel İster: Özgürlük verilmez, alınır ve her daim korunması gerekir.

​ Okumak ve Düşünmek: Cehaletin en büyük düşman olduğuna inanmış, Müslüman gençliğin hem fen bilimlerinde hem de felsefede öncü olması gerektiğini savunmuştur.

​Hukukun Üstünlüğü: Savaşın ortasında bile adaletten sapmamak, onun karakterinin en belirgin özelliğidir.

​ ​Aliya İzzetbegoviç, 2003 yılında aramızdan ayrıldığında geriye yıkık bir ülkeden filizlenen bir devlet ve kütüphaneler dolusu derin bir düşünce sistemi bıraktı. O, "Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım," diyen, tevazu ile cesareti aynı potada eritebilmiş nadir liderlerden biriydi. Onun hayatı, insanlık onurunun her türlü zulme karşı galip gelebileceğinin en somut kanıtıdır.Ruhu şadolsun...

GELİNEN NOKTA
Yayın: 03 Nisan 2026 11:26:41 Düzenlenmedi

Gidenin gelmediği

Kalanın gülmediği

Huzurun kalmadığı

Dünya da yaşıyoruz


Tadımızın kaçtığı

Aklımızın şaştığı

Sabrımızın taştığı

Dünya da yaşıyoruz


Güvenliği kalmayan

Çocukları gülmeyen

Geleceği olmayan

Dünya da yaşıyoruz


Kötünün alkışlandığı

İyinin dışlandığı

Doğrunun taşlandığı

Dünya da yaşıyoruz


Terazisi bozulan

Muhabbeti azalan

Müslümanı ezilen

Dünya da yaşıyoruz


Sözlerin tükendiği

Tetiğin çekildiği

Barışın tıkandığı

Dünya da yaşıyoruz


Kimisine dar gelen

Kimisine zor gelen

Yıldan yıla şer gelen

Dünya da yaşıyoruz


Kavgası var gereksiz

Savaşı var yerli yersiz

Her bir şeyi dengesiz

Dünya da yaşıyoruz


İnsanlığın öldüğü

Ocakların söndüğü

Mazlumun gülmediği

Dünya da yaşıyoruz

Halil Taşçı

29.3.2026

MERSİN

BİR KARAKTER MESELESİ
Yayın: 23 Mart 2026 17:43:33 Düzenlenmedi

İşini iyi yapmak tercihten öte bir karakter meselesidir.Günümüzün hızla değişen, her şeyin "en kısa yoldan" ve "en az çabayla" elde edilmeye çalışıldığı dünyasında, belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz değerlerden biri yeniden gün yüzüne çıkıyor: Yaptığı işi iyi yapmak.

​İşini iyi yapmak, sadece bir profesyonellik göstergesi değil; aynı zamanda kişinin kendisine, topluma ve hayata karşı duyduğu saygının en somut yansımasıdır.

    Bir işi "şöyle bir yapmak" ile "hakkını vererek yapmak" arasında devasa bir uçurum vardır. İşini iyi yapan kişi, o işe sadece emeğini değil, vicdanını ve dikkatini de koyar. Bu durum, sadece mühendislik projelerinde veya akademik çalışmalarda değil; bir ekmeğin pişirilmesinde, bir sokağın süpürülmesinde veya birine verilen bir sözün tutulmasında da geçerlidir.

• ​Özen: Detaylara hakim olmak, hata payını en aza indirir.

• ​Sorumluluk: Sonucun altına imzasını atabilme cesaretidir.

• ​Süreklilik: Bir defaya mahsus değil, her zaman aynı standardı koruma çabasıdır.

​    Toplumsal çürümenin en büyük sebeplerinden biri, "liyakat" ve "özen" kavramlarının aşınmasıdır. Bir binanın sağlamlığından, yediğimiz gıdanın doğallığından veya aldığımız bir hizmetin kalitesinden emin olamadığımızda toplumsal güven sarsılır.

​    İşini iyi yapan her birey, aslında bu güven zincirine bir halka ekler. Güvenilir bir insan olmak, sadece yalan söylememek değil, aynı zamanda size teslim edilen görevi en iyi şekilde teslim etmektir. Bu, bireysel bir başarıdan ziyade, toplumsal bir ahlak meselesidir.

    Modern çağın karmaşasında, insanı huzura kavuşturan şeylerden biri de "iyi yapılmış bir işin" verdiği iç huzurdur. Akşam başını yastığa koyduğunda, o gün yaptığı her neyse -en küçüğünden en büyüğüne- hakkını verdiğini bilmek, en büyük lükstür. Bu, gösterişten uzak, sade ama nitelikli bir yaşamın temelidir.

​    Tarih, sadece işini yapanları değil, işini fark yaratarak ve layığıyla yapanları yazar. Geleceğimizi şekillendirecek olan şey, teknolojik hızımızdan ziyade, bu işleri hangi etik değerlerle ve ne kadar titizlikle yürüttüğümüz olacaktır. Unutmamalıyız ki; ne yaptığımızdan ziyade, onu nasıl yaptığımız bizi biz yapar.

İYİLİĞİN ÇEKİM GÜCÜ
Yayın: 13 Mart 2026 20:34:31 Düzenlenmedi

İyilik, sadece ahlaki bir erdem değil; aynı zamanda fiziksel bir yasaya benzer şekilde işleyen, görünmez ama hissedilir bir çekim gücüdür. Birine gülümsemekle başlayan o küçük kıvılcım, dalga dalga yayılarak hiç tanımadığımız insanların hayatına dokunabilir.

​Peki, bu çekim gücü tam olarak nasıl çalışır?

​ İnsan beyni, evrimsel olarak yardımlaşmaya ve empati kurmaya programlanmıştır. Birine karşılık beklemeden iyilik yaptığınızda, bu durum sadece karşı tarafı mutlu etmekle kalmaz; çevrenizdekilerde de güven duygusunu tetikler.

Ayna Nöronlar: Birinin nazik bir davranışına şahit olduğumuzda, beynimizdeki ayna nöronlar sanki o iyiliği biz yapıyormuşuz gibi tepki verir.

Güven Halkası: İyilik, sosyal çevrenizde bir "güven mıknatısı" oluşturur ve benzer frekanstaki insanları size çeker.

​İyilik Yapanın Kazancı:

​ Yapılan araştırmalarda bilim dünyasında "Helper’s High" (Yardımseverlik Sarhoşluğu) olarak bilinen bir olgu vardır. İyilik yaptığımızda vücudumuz;

-Oksitosin (Sevgi hormonu)

-Dopamin (Ödül hormonu)

-Serotonin (Mutluluk hormonu)

​salgılar. Bu kimyasal kokteyl, stres seviyemizi düşürürken, hayata daha pozitif bakmamızı sağlar. Pozitif bir zihin yapısı ise doğal olarak daha iyi fırsatları ve insanları hayatımıza davet eder.

​ Kelebek Etkisi ve Domino Taşı

​ İyilik, doğrusal bir çizgide ilerlemez; bir döngü halinde hareket eder. Sizin bugün bir yabancıya gösterdiğiniz nezaket, o yabancının akşam ailesine daha sabırlı davranmasına, ailesinin ise ertesi gün okulda veya iş yerinde bir başkasına yardım etmesine neden olur. Çekim gücü buradadır: Başlattığınız enerji, dönüp dolaşıp size hiç beklemediğiniz bir anda geri gelir.

​"Küçük bir iyilik, okyanusa atılan bir taş gibidir; halkaları tüm kıyıya ulaşana kadar genişler."

​ İyiliğin çekim gücü, dünyayı bir günde değiştirmeyebilir ama sizin dünyanızı değiştireceği kesindir. Nazik olmayı seçmek, sadece başkalarına bir lütuf değil, kendinize verdiğiniz en büyük hediyedir. Çünkü evren, yaydığınız enerjiyi eninde sonunda size iade eder.

EĞİTİM VE SAĞLIK
Yayın: 08 Mart 2026 00:20:32 Düzenlenmedi

Malumunuz üzere en çok zekat ve sadaka verilen ay içinde bulunduğumuz onbir ayın sultanı dediğimiz Ramazan ayında gerçekleştirilmektedir.Zekat ve sadaka, sadece bireysel bir yardım değil, aynı zamanda toplumsal adaleti ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayan güçlü bir ekonomik araçtır. Bu kaynakları eğitim ve sağlık gibi temel alanlara kanalize etmek, yardımın etkisini "bir defalık" olmaktan çıkarıp "nesiller boyu sürecek" bir yatırıma dönüştürür.

​-Eğitim Alanında Zekat ve Sadakanın Rolü:

​Eğitime yapılan yardım, bir kişinin hayatını kalıcı olarak değiştirmenin en kısa yoludur. Bu, fıkhi literatürde "yoksulluğu kökten kurutmak" olarak görülür.

-Fırsat Eşitliği: Maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitimine devam edemeyen yetenekli gençlere burs sağlamak, toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu azaltır.

-Nitelikli İnsan Kaynağı: Zekat fonlarıyla okutulan bir doktor, mühendis veya öğretmen, ileride kendisi zekat veren bir konuma yükselir. Bu durum, zekatın çarpan etkisini oluşturur.

-Sadaka-i Cariye: Bir okul yaptırmak veya öğrencilere kaynak sağlamak, "kesintisiz sadaka" hükmündedir. Kişi ölse dahi, o kurumda yetişen her bireyin topluma kattığı değerden sevap kazanmaya devam eder.

​-Sağlık Alanında Zekat ve Sadakanın Rolü:

​Sağlık, insanın en temel hakkıdır. Yoksulluk ve hastalık çoğu zaman birbirini tetikleyen bir kısır döngüdür. Zekatın bu alana yönlendirilmesi bu döngüyü kırar.

-Tedavi Erişimi: İlaç, ameliyat veya tıbbi cihaz masraflarını karşılayamayan ihtiyaç sahiplerine verilen destek, doğrudan hayat kurtarıcıdır.

​Eğitim ve sağlık alanındaki yardımların hedefine ulaşması için şeffaf, denetlenebilir ve uzmanlaşmış vakıflar/dernekler aracılığıyla hareket etmek kritik önem taşır. Bu sayede küçük miktardaki zekatlar birleşerek büyük hastanelere, modern laboratuvarlara ve binlerce öğrenciye ulaşan devasa bir güce dönüşebilir.

​Eğitim ve sağlık, bir toplumun "can damarıdır". Bu damarları zekat ve sadaka ile beslemek, sadece dini bir yükümlülük değil, aynı zamanda daha adil bir dünya için atılmış en bilinçli adımdır.


HAZIR OL CENGE, İSTERSEN SULH-U SALAH
Yayın: 02 Mart 2026 01:58:02 Düzenlenmedi

Ortadoğu’daki son gelişmeler ve bölgesel gerilimler, bir devletin ayakta kalabilmesi için sadece ekonomik gücün değil, aynı zamanda iç cephenin sağlamlığı ile teknolojik savunma kapasitesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtladı.

​İşte bu sürecin Türkiye için çıkaracağ dersler neler olabilir.

​ Milli Birlik ve Savunma Gücü:

​Ortadoğu, tarih boyunca büyük güçlerin satranç tahtası olmuş, ancak son dönemde yaşanan ABD-İsrail-İran gerilimi meseleyi farklı bir boyuta taşımıştır. Bu gerilim, modern savaşın sadece cephede değil; hava sahasında, siber dünyada ve en önemlisi toplumsal psikolojide kazanıldığını göstermiştir.

​1. İç Cephe: Milli Birlik ve Beraberliğin Sarsılmaz Gücü:

​Bir ülkenin savunma hattı, sınırlarından önce halkının zihninde başlar. İran-İsrail gerilimi boyunca gördük ki, dışarıdan gelen tehditlere karşı toplumsal bir mutabakat sağlanamadığında, askeri başarılar geçici kalmaktadır.

• ​Psikolojik Dayanıklılık: Dış müdahaleler, genellikle hedef ülkedeki iç fay hatlarını (etnik, mezhepsel, siyasi) tetiklemeyi amaçlar.

• ​Milli Menfaat Önceliği: Siyasi görüş ayrılıkları ne olursa olsun, devletin bekası söz konusu olduğunda tek ses olabilmek, en büyük caydırıcılıktır.

​2. Modern Kalkan ve Savunma Sistemlerinin Önemi:

​İran’ın saldırıları ve İsrail’in savunma mekanizmaları, "Gök Vatan" kavramının ne kadar kritik olduğunu tüm dünyaya izletti. Geleneksel orduların yerini artık akıllı mühimmatlar ve hava savunma ağları alıyor.

• ​Katmanlı Hava Savunma: İHA, SİHA ve balistik füzelere karşı kurulan "Çelik Kubbe" benzeri yerli sistemlerin bir tercih değil, zorunluluk olduğu tescillenmiştir.

• ​Teknolojik Bağımsızlık: Bir kriz anında başka bir devletin "onayına" veya "yedek parçasına" muhtaç kalmak, egemenlikten ödün vermektir. Kendi radarlarımızı ve önleyici füzelerimizi üretmek, sahada masaya oturmanın ön şartıdır.

​3. Türkiye İçin Çıkarımlar:

​Bu ateş çemberinin tam ortasında yer alan Türkiye için iki temel sütun hayati önem taşımaktadır: Yerli savunma sanayii atılımlarını hızlandırmak ve toplumsal kutuplaşmayı asgariye indirerek "Türkiye Ortak Paydası"nda buluşmak.

Unutulmamalıdır ki: En gelişmiş füzeler bile, içeriden parçalanmış bir toplumu korumaya yetmez. Aynı şekilde, çok birleşmiş bir halk da modern silahlara sahip değilse savunmasız kalır.

Sonuç olarak; Bölgedeki fırtına, bizlere "hazır ol cenge, istersen sulh-u salah" sözünü hatırlatıyor. Milli birlik bir zırh, modern savunma sistemleri ise bu zırhı taşıyan çelikten bir eldir.

SİGARA ESARETİ
Yayın: 23 Şubat 2026 07:05:44 Düzenlenmedi

​Sigara, modern dünyanın en sinsi ve en yaygın "sessiz katili" olarak tanımlanabilir. Sadece bireysel bir tercih değil, toplumun ekonomik, sosyal ve genetik geleceğini ipotek altına alan bir bağımlılık türüdür. Bu "illetle" başa çıkmak, yalnızca bireylerin iradesine bırakılamayacak kadar büyük bir meseledir; devletin kararlılığı ve milletin bilinciyle yürütülecek topyekün bir seferberlik gerektirir.

​Bireysel Zarardan Toplumsal Felakete

​Sigara kullanımı, istatistiklerin ötesinde bir yıkım tablosudur. Kanserin birçok türünden kalp-damar hastalıklarına kadar uzanan sağlık sorunları, sadece içeni değil, pasif içicilik yoluyla ailesini ve çevresini de vurmaktadır.

• ​Ekonomik Kayıp: Sigaraya ödenen para, bireysel bütçeyi sarsarken; hastalıkların tedavisi için harcanan milyarlarca lira devlet hazinesine büyük bir yük bindirir.

• ​İş Gücü Kaybı: Erken ölümler ve kronik hastalıklar nedeniyle yaşanan verimlilik kaybı, milli ekonominin gizli düşmanıdır.

• ​Çevresel Kirlilik: İzmaritler ve üretim sürecindeki karbon ayak izi, doğamıza kalıcı zararlar vermektedir.

​Devletin Rolü: Kararlılık ve Denetim

​Devlet, anayasal bir görev olarak vatandaşının sağlığını korumakla yükümlüdür. Bu mücadelede devletin atması gereken kritik adımlar şunlardır:

• ​Caydırıcı Politikalar: Vergilendirme ve fiyatlandırma politikalarıyla tütün ürünlerine erişim zorlaştırılmalıdır.

• ​Sıkı Denetim: Kapalı alan yasakları kağıt üzerinde kalmamalı, ihlallere karşı tavizsiz bir denetim mekanizması işletilmelidir.

• ​Eğitim ve Tedavi: Okullarda sadece "zararlı" demekle yetinilmeyip, bilinçlendirme programları modernize edilmelidir. Ayrıca, sigara bırakma polikliniklerine ve ilaç desteğine erişim tamamen ücretsiz ve yaygın olmalıdır.

​Milletin Rolü: Kültürel Dönüşüm

​Yasalar bir yere kadar korur, ancak asıl değişim toplumun vicdanında ve kültüründe başlar. "Bir kereden bir şey olmaz" anlayışını yıkmak, milletin her ferdinin görevidir.

• ​Anne ve Babalar: Çocuklara en büyük miras temiz bir ciğer ve tütünsüz bir rol model olmaktır.

• ​Sivil Toplum Kuruluşları: Mahalle mahalle, sokak sokak bu farkındalığı yaymalı, tütünsüz yaşamı bir "prestij" haline getirmelidir.

• ​Gençlik: Sigarayı bir büyüme belirtisi veya isyan aracı olarak değil, kölelik zinciri olarak görmelidir.

​Sigara ile mücadele, bir siyaset üstü meseledir. Devletin yasaklayıcı ve destekleyici gücü, milletin sarsılmaz iradesiyle birleştiğinde; Türkiye daha sağlıklı, daha üretken ve daha müreffeh bir geleceğe adım atacaktır. Unutulmamalıdır ki; zehirle barış olmaz, sadece mücadele edilir.Hatta sigara ile topyekûn mücadele, bir halk sağlığı seferberliği adına..


TEMİZLE BİZİ RAMAZAN
Yayın: 18 Şubat 2026 13:50:00 Düzenlenmedi

Ramazan ayı, sadece yeme ve içmeden kesildiğimiz bir zaman dilimi değil; ruhun, zihnin ve bedenin eş zamanlı bir "detoks" sürecine girdiği bir aydır. "Temizle bizi Ramazan" nidası, modern dünyanın karmaşasında kirlenen iç dünyamız için bir arınma talebidir.

​Modern hayatın hızı, gürültüsü ve bitmek bilmeyen talepleri arasında en çok ihmal ettiğimiz şey ruhumuz oldu. Maddiyatın parıltısı gözlerimizi alırken, içimizdeki o saf cevher tozlandı. İşte tam bu noktada Ramazan, bir sağanak gibi gelir çorak gönüllerimize.

​Maddi ve Manevi Bir Arınma

​Ramazan’ın temizliği iki katmanlıdır:

​Bedensel Temizlik: Oruç ile dinlenen sindirim sistemi, bedene nefes aldırır. Bilimsel olarak da kanıtlanan "otofaji" süreciyle hücreler kendini yeniler.

​Ruhsal Arınma: Sadece mideye değil; dile, göze ve kalbe de oruç tutturmak gerekir. Kötü sözden, hasetten ve öfkeden temizlenmek, Ramazan’ın asıl gayesidir.

​Fazlalıklardan Kurtulmak

​Bu ay, "azalmanın" aslında ne kadar "çoğalmak" olduğunu öğretir bize. Sofradaki çeşitliliği azaltırken paylaşmayı artırmak, bencilliği azaltırken diğergamlığı çoğaltmak... Ramazan, üzerimizde yük olan egolarımızı, hırslarımızı ve gereksiz dünya telaşımızı kapının önünde bırakma vaktidir.

​Modern Zamanın Kirine Karşı Bir Kalkan

​Dijital kirlilik, bilgi kirliliği ve bitmek bilmeyen tüketim arzusu ruhumuzu karartıyor. Ramazan; bizi bu gürültüden çekip alarak tefekküre, sessizliğe ve özümüze dönmeye davet eder. "Temizle bizi" derken kastettiğimiz; vicdanımızın sesini yeniden duyabilmektir.

​Sonuç: Ramazan bittiğinde geriye sadece aç kalmış bedenler değil; parlatılmış kalpler, incelmiş ruhlar ve tazelenmiş niyetler kalmalıdır. Bu kutlu misafir, bizi bizden temizlemeye gelir.Ne mutlu arınabilenlere...

BİR DOST...
Yayın: 09 Şubat 2026 13:34:54 Düzenlenmedi

"Bir dost aradım, gün akşam oldu." ne güzel söylemiş Kul Himmet.Bu söz, sadece bir yalnızlık feryadı değil; kalabalıklar içinde geçen bir ömrün, gün batımındaki o derin muhasebesidir. İnsanın modern dünyadaki en büyük paradoksu, binlerce "arkadaşa" sahipken, ruhunu emanet edebileceği tek bir "dosta" hasret kalmasıdır.

​Bu tema üzerine hazırladığım kısa ve öz makaleyi aşağıda bulabilirsin:

​Gün Akşam Oldu: Modern Yalnızlıkta Dostu Aramak

​Hayatın koşturmacası içinde güneşin nasıl yükseldiğini çoğu zaman fark etmeyiz. Mesailer, hedefler, bitmeyen listeler derken; ruhumuzun gerçek ihtiyacı olan o samimiyet, listenin en sonuna itilir. Ancak ne zaman ki gölgeler uzar, gün kızıla döner ve sessizlik odanın köşelerine siner; işte o zaman insan, kendini yansıtan bir ayna arar.

​1. Kalabalıkların İçindeki Issızlık

​Günümüzde iletişim kanalları hiç olmadığı kadar açık, ancak bağlar hiç olmadığı kadar zayıf. Ekranlardaki beğeniler ve kısa mesajlar, bir dostun diz dize oturup kurduğu o sessiz iletişimin yerini tutmuyor. "Gün akşam olduğunda" aranan dost, sadece konuşan değil, susunca da anlaşılan kişidir.

​2. Dostluk: Bir Zaman Yatırımı

​Eskilerin "sadık yar" dediği dostluklar, bir çırpıda inşa edilmezdi. Emek, sabır ve en önemlisi zaman isterdi. Bugün ise vaktimiz kıymetli, sabrımız ise tükenmiş durumda. Dost ararken aslında kendimizi verecek bir yer arıyoruz, fakat çoğu zaman vermeden almanın peşindeyiz.

​3. Akşamın Getirdiği Muhasebe

​Günün bitişi, bir nevi yolun sonunun provasıdır. Işıklar söndüğünde, yanımızda kalanların sayısı değil, niteliği önem kazanır. Bir dosta duyulan özlem, aslında insanın kendi özüne, maskesiz ve hesapsız olduğu o güvenli limana duyduğu özlemdir.

​"Dost; senin hakkında her şeyi bilen ve buna rağmen seni sevmeye devam eden kişidir." — Elbert Hubbard

​Gün akşam olmuş olabilir, ancak her akşam bir sabahın habercisidir. Aranan o dostu bulmanın ilk adımı, belki de önce kendimize iyi bir dost olmayı öğrenmektir. Zira içindeki boşluğu kendiyle dolduramayan, başkasının varlığıyla da tam olamaz.

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
OKULLAR ALARM VERİYOR! DÜN Şanlıurfa, BUGÜN Kahramanmaraş… YARIN NERESİ?
Atiye Danış
Bir Hayatın Hesabı Bu Kadar Ucuz Olmamalı
AYFER KILIÇ
KARA SEVDA
DİLEM YASAK
BİLİRMİSİN SEN
Emel Topal
CUMHURİYET'İN İLK VİLAYETİ
FERDA NAYMAN
BORÇLU KALIRMIŞ
M.ilknur Öztürk
ŞİİR 25
Mehmet Mustafa Dogan
SAĞLIKLI YAŞAM SIRLARI
Murat OKUDUCU
İslam' da Özgürlük Ve Sorumluluk
MUSTAFA ŞAYIK
DAĞINIKLIĞIN BEDELİ,SAVAŞIN GERÇEĞİ
Neval Kütük
GÜVEN GÜCÜ
RAMAZAN GÜÇLÜ
DJİTAL VE SOSYAL DETOKS
Yukarı