Hayatın ne zaman ne getireceğini ya da bizden neler götüreceğini bilmemiz mümkün değil. Bazen malımız elimizden kayıp gidiyor bazen canımız ve biz hiçbir şey yapamıyoruz.
Bundan 27 yıl önce bir bebeğim oldu. Harika bir kız. Bebeğim beş günlük olunca sarılık teşhisi ile hastaneye yatırıldı. Çapa Tıp Fakültesi doktorlarının çabaları ile kızım on günlük iken taburcu edildik. Annem, babam, kardeşlerim, komşularım ile hoş sohbet muhabbet derken gece oldu.
Takvim yaprakları 17 Ağustos 1999 gününü işaret ediyordu. Bebeğimi uyutup yattım. O anda ev sallanmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadım. Daha önce hiç deprem yaşamadığını için evimizin yıkıldığını zannettim. Yatağımdan fırladığım gibi anneme kızı alması için seslendim. Bir anda herkes ayaklandı. Bu kadar korktuğumu hiç hatırlamıyorum. Sarsıntı geçince sokağa çıktık. Herkes sokakta korku içinde bekliyordu. Gölcük merkezli 7.4 şiddetinde bir deprem olduğunu öğrendik. Saatler ilerledikçe felaketin boyutları ortaya çıkıyordu.
İstanbul Küçükçekmece'de göl kenarında idi evimiz. Bizim olduğumuz yerde sadece eşyalar zarar görmüştü. Ekmek vs almak için Avcılar'a gidenler yıkılan evleri görünce ne kadar şanslı olduğumuzu anlamışlardı. Duyduğumuz her haber yüreğimizi acıtıyordu. Biz kurtulmuştuk ancak binlerce can göçük altında kalmıştı. Kurtarma çalışmalarında kurtulan canlar bizi mutlu ederken ölüm haberleri yüreğimizi delip geçiyordu.
Depremden sonra asıl suçlunun binalar olduğunu öğrendik. Rant uğruna malzemeden kaçarak yapılan binalar içinde yaşayan insanların mezarı olmuştu. Bu deprem peki bize ders oldu mu? Sonrasında yaşanan depremlerde yeni yapılan binaların da yıkılması ile ders almadığımızın en büyük kanıtı oldu.
Bugün depremin 27'ci yıl dönümü. Depremde sevdiklerini kaybedenlerin acılı 27 yılı. Belki bizler unuttuk ancak sevdiklerini kaybedenlerin acısı bugün gibi taze.
17 Ağustos depreminden akılda kalan "SESİMİ DUYAN VAR MI?" cümlesi bugün bile canımızı yakmaya devam ediyor.
SEVGİ EKTİM
Ne ekersen onu biçersin diye bir söz var. İnsan ektiğinin karşılığını alıyor mutlaka. Ekip bırakmak yetmez, emek ister.
Tarlaya tohum atıp bırakmak yeterli mi iyi ürün almak için. Elbette değil. Zamanında sulamak gerekir, yabani otları koparıp atmak gerekir, toprağını havalandırmak gerekir. İnsan ektiğini biçer. Buğday eken buğday alır, gül alamaz ancak iyi ürün için ise tohumu toprağa bırakmak yetmez.
Sevgi ektim ben. Müzik dinlerim ona her gün. Türk Sanat Müziği aşığı olduğum için Zekai Tunca, Emel Sayın, Zeki Müren, Samime Sanay, Muazzez Abacı ve daha birçok isimden dinlettim. Zaman zaman kendim söyledim güzel olmayan sesimden. Konuşup sohbet ettim. Sonunda dünyanın en güzel meyvesi filiz verdi. Onu gördüğümde mutluluktan ölebilirdim. Yok bu anın güzelliğinin tarifi. Her gün boy verdi filizim. Sevmekten hiç vazgeçmedim. Zaman zaman boynunu büktü, kurur gibi oldu ama ben sevgimle büyütmeye devam ettim ve sonunda koskoca bir ağaç oldu.
Kızım, canımın parçası, canparem, Beyza'm tam da yıllar önce bugün sabah 02:50 de dünyaya geldi. Hiç bırakmadık birbirimizin elini. Yeri geldi birlikte ağladık, yeri geldi kahkahalar attık. Her zorluğun üstesinden birlikte geldik. Aramızdaki sevgi gibi saygı da kocaman oldu yıllar içinde.
Ne ekersen onu biçersin sözünün doğruluğunu gördüm her geçen gün. Sevgi ekmiştim, aşk bahçesine döndü. Sevginin, saygının, emeğin değerini bilen ağaçlarım oldu ve sevgi meyvesiyle süslendi dalları.
İyi ki doğdun güzel kızım. Rabbim yüreğindeki sevgiyi, güzellikleri hep artırsın. Mutlu yıllar sevgi bahçem.
Ben gündüz, sen geceydin bir zamanlar,
Boğuyordu gitmiyordu karanlıklar,
Bitmek bilmiyordu gözümden akan yaşlar,
Uyanmak istiyordum, kabus gibiydi rüyalar.
Sen uyumlu bir cümleydin, ben hece,
Heceler küsmüştü birbirine,
Bir imdat bekledim, duyuramadım kimseye,
Akıttım göz yaşlarımı hep içime içime.
Sonra sen geldin çıkardın karanlıklardan,
Kurtardın o kötü kabuslardan,
Sildin gözümdeki yaşları sevginle,
Sen yüzüme değil baktın yüreğimin içine.
Kimsenin görmediğini gördün gözlerimde,
Sevginle dokundun kırılmış yüreğime,
Aşık oldum sıcacık bakan gözlerine,
Bıraktım kendimi senin adam gibi sevgine.
Takvimler 15 Temmuz 1974 gününü gösteriyordu. Lefkoşa'da bulunan Türk Büyükelçiliğinin gönderdiği şifreli mesajla Kıbrıs'ta yapılan darbe hareketi Türk Dışişleri tarafından öğrenilmiş oldu. Türkiye'nin askeri bir mudahele yapmasının çok önemli ve acil olduğu kararına varıldı.
1960 yılında yapılan Kıbrıs Cumhuriyeti Garanti Antlaşması ile garantörlük Türkiye ve İngiltere ülkelerine verilmişti. Yapılan görüşmeler sonucunda İngiltere ve ABD'nin Türkiye gibi düşünmediği görüldü. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit idi. Başbakan Bülent Ecevit Londra'da görüşmeler yaparken başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan ve Maliye Bakanı Deniz Baykal ise muhalefet partilerin başkanlarıyla toplantı yaptılar. Tüm muhalefet partileri hükümetin kararını onaylıyor ve destek veriyordu.
Bakanlar Kurulu oy birliği ile Kıbrıs'a mudahele kararı verdi. 19 Temmuz 1974 tarihinde alınan karar yazılı olarak Genelkurmay Başkanlığına iletildi. Savaş gerekçesi ile Ankara, İstanbul, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Muğla, Manisa, Aydın, Hatay, Adana ve İçel'de sıkıyönetim ilan edildi.
20 Temmuz 1974 sabahı 06:05 saatlerinde Türk ordusu havadan indirme yaparken denizden de çıkarma yaptı. İki aşamadan oluşan savaş 30 gün sürmüştür. Adanın yüzde 37'si Türk kontrolüne geçmiştir. Türk toplumunun hakları ve güvenliği bu harekat sonucunda teminat altına alınmış oldu.
Ayşe Tatile Çıksın parolasıyla başlayan harekât, zaferle tarihteki yerini aldı. Türk halkının özgürlüğü için hayatını kaybeden şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık dolu bir ömür dileriz.
Yıllar şu gibi akıp gidiyor ve biz geriye dönüp baktığımızda geçip giden yıllara şaşırıp kalıyoruz. Yıllar geçiyor saçlarımıza aklar düşüyor ve yaşadıklarımız dün gibi yakın geliyor.
İlk göz ağrım, canımın yarısı dünyaya geldiğinde dünyalar benim olmuştu. Yaşadığım duygunun tarifi yok. Ne kadar anlatmaya çalışsam da bu güzel duyguyu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Anlamak için yaşamak gerekir. Anneliği tatmak gerekir.
Kızım Beyza henüz 11 günlüktü İstanbul'da depremi yaşadığımızda. Takvimler 17 Ağustos 1999 gününü gösteriyordu. Kızım 6 Ağustos günü dünyaya gelmişti. Deprem olurken henüz yeni yatmıştım ve ilk kez deprem gerçeği ile karşılaşmıştım. Depremin nasıl bir şey olduğunu bilmediğimden evin yıkıldığını zannetmiştim. İlk aklıma gelen kızım olmuştu. Anne bebeği al diye bağırdım. Günlerce birlikte sokakta yattık. Korku dolu günler de geçmeyecek gibi gelse de bir şekilde geçip gitti.
Kızımın ilk adımları, ilk kelimesi derken sevgiyle büyüdüğüne şahit olduk. Birlikte büyüdük kızımla. Birlikte ağladık birlikte güldük. Yeri geldi arkadaş yeri geldi sırdaş olduk birbirimize. En çok ta anne oldum ona ve annelik sevgisini annelik güvenini verdiğime inanıyorum.
Güzel kızım, canımın parçası Beyza'm iki yıl önce bugün dünya evine girdi. En çok evlenirken şaşırdım geçip giden yıllara. Oysa doğalı ne kadar olmuştu ki. Sıkıntılı geçirdiğimiz yıllar hiç geçmiyor gibi gelmemiş miydi bize? Birlikte ağlamıştık o günlerde ama hep sarıldık birbirimize. Evlenip kendi yuvasına uçtu ama ellerimiz sevgiyle kenetli hala birbirine. Ben kızımı evlendirirken bir de oğlum oldu. Kızımın eşi damadım değil oğlum oldu benim. Şimdi bir kızım iki oğlum var benim.
Yıllar acımasızca geçiyor. Önemli olan geçen yıllara inat yüreğimizdeki sevginin hep sıcak hep taze kalabilmesi. Hep mutlu olun. Yılların sizi eskitmesine izin vermeyin. Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun canlarım.
Bir anda herşey değişebilir belki,
Dünya tersine döner, kuşlar ötmez eskisi gibi,
Dalgalar terk edip gitse de sevdiği denizi,
Ben asla vazgeçmeyeceğim sevmekten seni.
Belki bir daha hiç esmeyecek rüzgarlar,
Belki bir daha yağmayacak yağmurlar,
Çiçek açmayacak olsa da ağaçlar,
Unutma bu yürek sadece aşkını fısıldar.
Belki bir gün güneş doğmaz olur gökyüzünde,
Yıldızlar görünmez olur yeryüzüne,
Belki gece ile gündüz karışır birbirine,
Unutma sahip çıkacağım aşkıma nefes aldığım sürece.
Gel seninle sevgilim, yıldızlara çıkalım,
Bulutlarda oturup, bir yıldız kaydıralım,
Venüs selam verip Sirius'a kaçalım,
Aşkımızdan dünyaya, ışıkları saçalım.
Gel seninle sevgilim, uzayda kaybolalım,
Galaksiler arası, saklambaç oynayalım,
Işık hızı nedir ki, aşkımızın yanında,
Kaçıyorum yakala, naz yaparım ben sana.
Bekliyorum gelsene,
Bir öpücük versene,
Alacağım yar seni,
Yıldızlar hep sönse de.
Jüpiter bize bakar, güneş ona göz kırpar,
Biz gidelim dünyaya,
Bulutlar her gün ağlar,
Yıldızlar burda dursun, sevgimiz bize yeter,
İki dünya bir olsa, seni sevmeye değer
Ne sevdalar filizlendi yürekten,
Ne aşklar meyve verdi en güzelinden,
Kiminin sevdasından bir ağaç boy verdi,
Kiminin sevdası orman olup hayat verdi.
Öyle bir sevda ektim ki yüreğime,
Yalnız benim aşkımla yeşerdi döndü filize,
Ne karşılık beklerim, ne bir yardım,
Ben kendi aşkımla mesut bahtiyar yaşarım.
İstemem sevme beni, istemem acıma,
Ker vurma yeter ki büyük aşkıma,
Ben ezelden alışkınım yalnızlığa,
Benim aşkım yeter mutlu olmama.
En güzel kırmızısın, çünkü aşksın,
Sevginle yüreğimi yakansin,
Ateş olalım ısıtalım dünyayı,
Alev olalım aydınlatalım sevdalıları.
En güzel mavisin çünkü huzursun,
İyiliklere giden en güzel yolsun,
Deniz olup dertlilere umut olalım,
Bulut olup sevdalara yağalım.
En güzel yeşilsin çünkü güvensin,
Dertlere filiz olup derman verensin,
Orman olup sevdalara yuva olalım,
Çiçek olup dünyayı aşkla boyayalım.
En güzel sarısın çünkü ışıksın,
Işığınla üşüyen yürekleri ısıtansın,
Güneş olup aydınlatırsın karanlığı,
Sıcaklığınla sararsın sevdalıları.
Sen en güzel beyaz, sen kar tanesi,
Kapatırsın umutsuzluğun üstünü,
Kartopu olup neşe olursun herkese,
Kardan adam gibi umut olursun umudunu yitirenlere.
Sen hayatın en güzel renklerisin,
Biraz umut biraz da güvensin,
Sen heyecanısın her an yüreğimin,
Sen küçük dünyamın en güzel renklerisin.
Ben seni en çok yalnızlığımda sevdim,
Duymadım etrafımdaki sesleri,
Görmedim bana bakan renk renk gözleri,
Bir sen vardın, bir de tertemiz sevdam,
Bir ben vardım, kalabalıklarda boğulan.
Ben seni en çok kalabalıklarda sevdim,
Kaybolmuşken yalnızlığımda,
Kendimi ararken sislerin ortasında,
Seni buldum, güneş gibi parladın dünyama,
Bir sen vardın bir de verdiğin huzur,
Bir ben vardım, sessizliğim yol olur.
Ben seni en çok sıkıntılarda sevdim,
Etrafımdaki sahte gülücükler arasında,
Yapma çiçekler arasında,
Ben kırmızı güldüm, bekledim koparmanı,
Bir sen vardın, elinde papatyalar,
Bir ben vardım yüzümde kahkahalar.
Ben seni en çok neşeli anlarda sevdim,
Gülücükleri yalnızlığıma katık ettim,
Mutlu rolü oynarken dünya sahnesinde,
Seni buldum, gerçek neşeyi buldum,
Bir sen vardın, elinde papatyalar,
Bir ben vardım, yüreği sana akar.
Son Köşe Yazıları
Bazen bir insanın yaptığı iş, sadece görevini yerine getirmekten ibaret değildir. İşini nasıl yaptığı, insanlara n...
(31 Ağustos 2026 20:58:23)
Sen ümit verdinTutmadın sözünBu muydu erliğinHani o sözlerinNeden oynadınSen yüreğimleCaiz mi bu banaNerde vaatlerinBir ...
(29 Ağustos 2026 18:22:03)
Bütün duygularım safa dizilsinKuzeyden, güneyden uçup gelerek.Köyden çiçek, yoldan umut alsın da! İyiler de, kötüle...
(28 Ağustos 2026 15:50:33)
ÖFKE FARKINDALIĞIÖfke duygusunun doğru ve sağlıklı bir şekilde ifade edilmesine öfke kontrolü denir. Öfke kontrolünde am...
(28 Ağustos 2026 11:38:06)
Çocukluğumu Özlüyorum..Yalanların Ardı Sıra,Masumca Seven Minik Yürekler,Bir Yanda Aşk'tan Kabuk Bağlamış Kalpler,...
(27 Ağustos 2026 23:40:07)