Aşk teninde değil ki yarimin yüreğinde,
Aşk buldum sözlerinde, yarimin gözlerinde,
Eriyip gidiyorum, onu her gördüğümde,
Kendimi görüyorum, masallar ülkesinde.
Ben güzel prensesim, prensi arıyorum,
Kız kulesi camından, yolunu gözlüyorum,
Balıklar sırdaşımdı, yıldızlar dostum oldu,
Güneş doğdu kaç kere, saçıma aklar doldu.
Masallar diyarından, bir fani çekip aldı,
Gönlünün sarayına, aşkından yuva yaptı,
Dedi Sadullah adım, ben aşkı arıyorum,
Aşkını ilan etti, seni çok seviyorum.
Emel'dir benim adım, mutluluk tek emelim,
Yıllardır neredeydin, seni ne çok özledim,
Masaldı gerçek oldu, senli tüm hayallerim,
Dostlarım şahit olsun, biz el ele verelim.
Kalp Kırma Ölüm Var
Sevdiklerinizin yaşarken kıymetini bilmek gerekir. Sevmek, sevilmek, saygı, hoşgörü, empati hayattaki güzel erdemler.
Kalp kırmak çok kolay peki kırılan kalbin tamiri bu kadar basit mi? Birbirimizi sevmek varken bu düşmanlığın nedeni ne peki? Elbette herkesle aynı düşüncelere sahip olmamız mümkün değil. Herkes aynı düşünürse hayatın bir neşesi olur mu? Farklılıklar zenginlik katar oysa. Bizim gibi düşünmeyeni ötekileştirmek niye? Kaç gün ömrümüz var biliyor muyuz ya da kırdığımız insanı bir kez daha görme ihtimalimizin olup olmadığını tahmin etme şansımız var mı?
Kimimiz anne babamızı eleştiriyoruz acımasızca, kimileriniz eşini ya da çocuğunu küçümsüyor her canı sıkıldığında. Başkalarının acısını en çok sevdiklerimizden çıkarıyoruz hiç düşünmeden. Gün geliyor o kırdığımız insan hayata veda ediyor ve biz pişmanlıklarımızla bakıp kalıyoruz ardından. Telafisi olmayan bir bakışla üstelik.
Ömrün ne kadar olduğu belirsiz. Kalp kırmayalım ölüm var. Hayat kalp kırmaya değmeyecek kadar kısa. Ve giderken yanımızda hatıralar dışında hiçbir şey götüremiyoruz. Sevelim sadece sevelim.
Bir milletin geçmişini bugüne taşıyan en önemli unsur dilidir. Tarihimizi anlayıp ders çıkarabilmek, milletimizi daha ileriye taşıyabilmek için dilimizin korunması çok büyük bir önem arz eder.
Milli Birlik ve beraberliğin korunması amacıyla Mustafa Kemal Atatürk 26 Eylül 1932 yılında Türk Dil Kurultayı'nda Türk Dilinin korunmasına öncülük etmiştir. Türkçe dilinin öz güzelliğini ortaya çıkarmak için çalışmalar yapmıştır. Çünkü biliyordu ki dil sayesinde Milletler kendi geçmişlerini doğru bir şekilde öğrenebilirler. Yabancıların anlattıklarını kabul etmek zorunda kalmazlar. Geleceğimize yön verebilmek geçmişimizi doğru anlamakla mümkündür.
Türk Dil Kurumu Türkçenin kalesidir ve Türkçenin korunması için çalışmalarını sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir. Bu sayede Türkçe gelecek nesillere de aktarılacaktır.
Dil toplumları anlamanın ilk ve belki de tek anahtarı. O nedenle 26 Eylül tarihi Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bize düşen de dilimize sahip çıkmaktır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e bu anlamda da minnetlerimizi sunuyoruz ve saygıyla anıyoruz. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Düşünce Gücü ne demektir? Düşüncenin gerçekten gücü var mıdır? Nasıl etkiler bu güç hayatımızı?
Birisi hatır sorduğunda "iyi diyelim iyi olsun" deriz. Yine toplumda söylenen bir söz vardır. "Birine kırk gün Deli dersen deli olur" diye. Bu sözler bize düşüncenin gücünü göstermiyor mu? Bazı insanlar hastalık hastası olurlar çünkü sürekli hasta olduklarına inanırlar ve etrafındakilere de bunu söylerler. Doktora gittiklerinde tahliller temiz çıkar ancak hasta olduklarına o kadar inanmışlardır ki gerçekten de vücutları hastalık belirtileri gösterir. Burada düşüncenin gücü ortaya çıkar.
Toplumda negatif düşünen insanların da sayısı oldukça fazla. Çevremizde sürekli negatif düşünen ve negatif konuşan insanları gözünüzün önüne getirin. İşleri hep ters gider. Sıkıntının biri bitmeden diğeri başlar çünkü şanssız olduklarına o kadar inanmışlardır ki şans yüzlerine kolay kolay gülmez. Diğer taraftan her şeye rağmen pozitif düşünen insanlar varsa etrafınızda bir de onların yaşamlarına bakın. En ummadık zamanda öyle bir şey olur ki sorun ortadan kalkar. Herşeyin güzel olacağına o kadar inanmışlardır ki sorun çıksa da muhakkak bir şekilde çözüme ulaşır.
Düşünce şekli bulaşıcıdır. Çevrenizde negatif insanlar varsa sizi dibe çeker. O yüzden negatif insanları hayatınızdan uzaklaştırmanın bir yolunu bulmanızı tavsiye ederim. Düşünceleriniz hayatınızı doğrudan etkiler. Sözler de çok önemlidir. Olumsuz kelimeleri sözlüğünüzden çıkarın ki düşüncelerinizi olumsuz etkilemesin. Savaşlar olmasın demek yerine hep Barış olsun diyebiliriz mesela. Yolculuğa giden birine "kazasız belasız git" değil de "güle güle git" diyebiliriz. "Allah dert vermesin" yerine "Allah şifa versin, güzellikler versin" demeyi tercih edebiliriz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün elbette.
Şartlar ne olursa olsun hep umudumuz olsun. Unutmayın her gecenin bir sabahı vardır. Bunu hatırlatarak hep olumlu düşünelim ve pozitif konuşalım. Ancak dil ile yürek aynı düşünmeli. Dilimizle söylediğimize yürek inanmazsa bir anlamı olmaz. Yürekten inanarak konuşmak düşünceyi güçlendirir ve o güç yaşamımıza çok önemli şekilde tesir eder.
Güzel düşünelim, hayatımıza güzellikler gelsin! Güzel düşünelim her mevsim bahar olsun bize.
YILDIZIM
Gökyüzünde ışıl ışıl yıldızım,
Gördüğümden beri sana aşığım,
Mutluluğu gözlerinde bulmuşum,
Yüreğinde seninle bir olmuşum.
Yıldız yıldız yağsan benim üstüme,
Güneş olup doğsan her gün gönlüme,
Bekliyorum bana gönlün versene,
Seviyorum deniz gözlüm gelsene.
Limanımsın sığınırım ben sana,
Aşık oldum gelip beni alsana,
Yüreğinden bana saray yapsana,
Baştacımsın, ilaç oldun yarama.
Yıldızımsın dilek tuttum seninle,
Her dileğim çıkar senin gönlüne,
Ben kalbimi verdim senin eline,
Seviyorum yıldız seni kime ne?
Hayatın ne zaman ne getireceğini ya da bizden neler götüreceğini bilmemiz mümkün değil. Bazen malımız elimizden kayıp gidiyor bazen canımız ve biz hiçbir şey yapamıyoruz.
Bundan 27 yıl önce bir bebeğim oldu. Harika bir kız. Bebeğim beş günlük olunca sarılık teşhisi ile hastaneye yatırıldı. Çapa Tıp Fakültesi doktorlarının çabaları ile kızım on günlük iken taburcu edildik. Annem, babam, kardeşlerim, komşularım ile hoş sohbet muhabbet derken gece oldu.
Takvim yaprakları 17 Ağustos 1999 gününü işaret ediyordu. Bebeğimi uyutup yattım. O anda ev sallanmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadım. Daha önce hiç deprem yaşamadığını için evimizin yıkıldığını zannettim. Yatağımdan fırladığım gibi anneme kızı alması için seslendim. Bir anda herkes ayaklandı. Bu kadar korktuğumu hiç hatırlamıyorum. Sarsıntı geçince sokağa çıktık. Herkes sokakta korku içinde bekliyordu. Gölcük merkezli 7.4 şiddetinde bir deprem olduğunu öğrendik. Saatler ilerledikçe felaketin boyutları ortaya çıkıyordu.
İstanbul Küçükçekmece'de göl kenarında idi evimiz. Bizim olduğumuz yerde sadece eşyalar zarar görmüştü. Ekmek vs almak için Avcılar'a gidenler yıkılan evleri görünce ne kadar şanslı olduğumuzu anlamışlardı. Duyduğumuz her haber yüreğimizi acıtıyordu. Biz kurtulmuştuk ancak binlerce can göçük altında kalmıştı. Kurtarma çalışmalarında kurtulan canlar bizi mutlu ederken ölüm haberleri yüreğimizi delip geçiyordu.
Depremden sonra asıl suçlunun binalar olduğunu öğrendik. Rant uğruna malzemeden kaçarak yapılan binalar içinde yaşayan insanların mezarı olmuştu. Bu deprem peki bize ders oldu mu? Sonrasında yaşanan depremlerde yeni yapılan binaların da yıkılması ile ders almadığımızın en büyük kanıtı oldu.
Bugün depremin 27'ci yıl dönümü. Depremde sevdiklerini kaybedenlerin acılı 27 yılı. Belki bizler unuttuk ancak sevdiklerini kaybedenlerin acısı bugün gibi taze.
17 Ağustos depreminden akılda kalan "SESİMİ DUYAN VAR MI?" cümlesi bugün bile canımızı yakmaya devam ediyor.
SEVGİ EKTİM
Ne ekersen onu biçersin diye bir söz var. İnsan ektiğinin karşılığını alıyor mutlaka. Ekip bırakmak yetmez, emek ister.
Tarlaya tohum atıp bırakmak yeterli mi iyi ürün almak için. Elbette değil. Zamanında sulamak gerekir, yabani otları koparıp atmak gerekir, toprağını havalandırmak gerekir. İnsan ektiğini biçer. Buğday eken buğday alır, gül alamaz ancak iyi ürün için ise tohumu toprağa bırakmak yetmez.
Sevgi ektim ben. Müzik dinlerim ona her gün. Türk Sanat Müziği aşığı olduğum için Zekai Tunca, Emel Sayın, Zeki Müren, Samime Sanay, Muazzez Abacı ve daha birçok isimden dinlettim. Zaman zaman kendim söyledim güzel olmayan sesimden. Konuşup sohbet ettim. Sonunda dünyanın en güzel meyvesi filiz verdi. Onu gördüğümde mutluluktan ölebilirdim. Yok bu anın güzelliğinin tarifi. Her gün boy verdi filizim. Sevmekten hiç vazgeçmedim. Zaman zaman boynunu büktü, kurur gibi oldu ama ben sevgimle büyütmeye devam ettim ve sonunda koskoca bir ağaç oldu.
Kızım, canımın parçası, canparem, Beyza'm tam da yıllar önce bugün sabah 02:50 de dünyaya geldi. Hiç bırakmadık birbirimizin elini. Yeri geldi birlikte ağladık, yeri geldi kahkahalar attık. Her zorluğun üstesinden birlikte geldik. Aramızdaki sevgi gibi saygı da kocaman oldu yıllar içinde.
Ne ekersen onu biçersin sözünün doğruluğunu gördüm her geçen gün. Sevgi ekmiştim, aşk bahçesine döndü. Sevginin, saygının, emeğin değerini bilen ağaçlarım oldu ve sevgi meyvesiyle süslendi dalları.
İyi ki doğdun güzel kızım. Rabbim yüreğindeki sevgiyi, güzellikleri hep artırsın. Mutlu yıllar sevgi bahçem.
Ben gündüz, sen geceydin bir zamanlar,
Boğuyordu gitmiyordu karanlıklar,
Bitmek bilmiyordu gözümden akan yaşlar,
Uyanmak istiyordum, kabus gibiydi rüyalar.
Sen uyumlu bir cümleydin, ben hece,
Heceler küsmüştü birbirine,
Bir imdat bekledim, duyuramadım kimseye,
Akıttım göz yaşlarımı hep içime içime.
Sonra sen geldin çıkardın karanlıklardan,
Kurtardın o kötü kabuslardan,
Sildin gözümdeki yaşları sevginle,
Sen yüzüme değil baktın yüreğimin içine.
Kimsenin görmediğini gördün gözlerimde,
Sevginle dokundun kırılmış yüreğime,
Aşık oldum sıcacık bakan gözlerine,
Bıraktım kendimi senin adam gibi sevgine.
Takvimler 15 Temmuz 1974 gününü gösteriyordu. Lefkoşa'da bulunan Türk Büyükelçiliğinin gönderdiği şifreli mesajla Kıbrıs'ta yapılan darbe hareketi Türk Dışişleri tarafından öğrenilmiş oldu. Türkiye'nin askeri bir mudahele yapmasının çok önemli ve acil olduğu kararına varıldı.
1960 yılında yapılan Kıbrıs Cumhuriyeti Garanti Antlaşması ile garantörlük Türkiye ve İngiltere ülkelerine verilmişti. Yapılan görüşmeler sonucunda İngiltere ve ABD'nin Türkiye gibi düşünmediği görüldü. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit idi. Başbakan Bülent Ecevit Londra'da görüşmeler yaparken başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan ve Maliye Bakanı Deniz Baykal ise muhalefet partilerin başkanlarıyla toplantı yaptılar. Tüm muhalefet partileri hükümetin kararını onaylıyor ve destek veriyordu.
Bakanlar Kurulu oy birliği ile Kıbrıs'a mudahele kararı verdi. 19 Temmuz 1974 tarihinde alınan karar yazılı olarak Genelkurmay Başkanlığına iletildi. Savaş gerekçesi ile Ankara, İstanbul, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Muğla, Manisa, Aydın, Hatay, Adana ve İçel'de sıkıyönetim ilan edildi.
20 Temmuz 1974 sabahı 06:05 saatlerinde Türk ordusu havadan indirme yaparken denizden de çıkarma yaptı. İki aşamadan oluşan savaş 30 gün sürmüştür. Adanın yüzde 37'si Türk kontrolüne geçmiştir. Türk toplumunun hakları ve güvenliği bu harekat sonucunda teminat altına alınmış oldu.
Ayşe Tatile Çıksın parolasıyla başlayan harekât, zaferle tarihteki yerini aldı. Türk halkının özgürlüğü için hayatını kaybeden şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık dolu bir ömür dileriz.
Yıllar şu gibi akıp gidiyor ve biz geriye dönüp baktığımızda geçip giden yıllara şaşırıp kalıyoruz. Yıllar geçiyor saçlarımıza aklar düşüyor ve yaşadıklarımız dün gibi yakın geliyor.
İlk göz ağrım, canımın yarısı dünyaya geldiğinde dünyalar benim olmuştu. Yaşadığım duygunun tarifi yok. Ne kadar anlatmaya çalışsam da bu güzel duyguyu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Anlamak için yaşamak gerekir. Anneliği tatmak gerekir.
Kızım Beyza henüz 11 günlüktü İstanbul'da depremi yaşadığımızda. Takvimler 17 Ağustos 1999 gününü gösteriyordu. Kızım 6 Ağustos günü dünyaya gelmişti. Deprem olurken henüz yeni yatmıştım ve ilk kez deprem gerçeği ile karşılaşmıştım. Depremin nasıl bir şey olduğunu bilmediğimden evin yıkıldığını zannetmiştim. İlk aklıma gelen kızım olmuştu. Anne bebeği al diye bağırdım. Günlerce birlikte sokakta yattık. Korku dolu günler de geçmeyecek gibi gelse de bir şekilde geçip gitti.
Kızımın ilk adımları, ilk kelimesi derken sevgiyle büyüdüğüne şahit olduk. Birlikte büyüdük kızımla. Birlikte ağladık birlikte güldük. Yeri geldi arkadaş yeri geldi sırdaş olduk birbirimize. En çok ta anne oldum ona ve annelik sevgisini annelik güvenini verdiğime inanıyorum.
Güzel kızım, canımın parçası Beyza'm iki yıl önce bugün dünya evine girdi. En çok evlenirken şaşırdım geçip giden yıllara. Oysa doğalı ne kadar olmuştu ki. Sıkıntılı geçirdiğimiz yıllar hiç geçmiyor gibi gelmemiş miydi bize? Birlikte ağlamıştık o günlerde ama hep sarıldık birbirimize. Evlenip kendi yuvasına uçtu ama ellerimiz sevgiyle kenetli hala birbirine. Ben kızımı evlendirirken bir de oğlum oldu. Kızımın eşi damadım değil oğlum oldu benim. Şimdi bir kızım iki oğlum var benim.
Yıllar acımasızca geçiyor. Önemli olan geçen yıllara inat yüreğimizdeki sevginin hep sıcak hep taze kalabilmesi. Hep mutlu olun. Yılların sizi eskitmesine izin vermeyin. Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun canlarım.
Son Köşe Yazıları
BEDEN İLE UYUMBirey kendi bedenini sevmeli ve ona şefkat göstermelidir. Birey beden ile teması sağlamak için, onunla ola...
(16 Ekim 2026 17:24:01)
Nefret tohumunu eken yüreğinİçine sevgiler dolmaz sevgiliDibi hiç oynamaz sağlam direğin Heyecan karşılık bulmaz se...
(16 Ekim 2026 11:00:31)
KÖKLERİMİZDEN KOPARKEN: NEREYE GİDİYORUZ?Bir toplumu ayakta tutan yalnızca ekonomisi, teknolojisi veya modernliği değild...
(16 Ekim 2026 09:15:33)
Aşk teninde değil ki yarimin yüreğinde,Aşk buldum sözlerinde, yarimin gözlerinde,Eriyip gidiyorum, onu her gördüğümde,Ke...
(15 Ekim 2026 19:44:32)
Kaç kez unutmayı içten istedimYüreğimden seni silmek istedimAğlamadan yaşamayı özledimOlmuyor sevgilim sensiz olmuyor&nb...
(15 Ekim 2026 18:56:30)