logo
Yükleniyor...
logo
add image
DİLEM YASAK

DİLEM YASAK

dilem@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 3,135

Son Köşe Yazıları

İbadet Artarsa Rızık da Artar
Yayın: 17 Mayıs 2026 05:48:02 Düzenlenmedi

 

Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı:

- Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de

- Çalıştığım zat öyle cömertki... Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi.

Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır:

- Kimin yanında çalışıyorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı:

"Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır" dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.

Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah'a şükredip, ibadetine devam etti....

 

Allah (c.c.) neye kadir değil ki!

Ana Hakkı
Yayın: 10 Mayıs 2026 09:24:27 Düzenlenmedi



Hazreti Peygamberimiz (s.a.s.) eshabıyla oturmuş sohbet ediyordu. Bir kadın sahabe Resulullah'ın huzuruna telaşla girerek:


- Ya Resûlellah! Şu anda kocam ölüm döşeğinde, belki biraz sonra ölmüş olacak... Yalnız yanında kelime-i şehadet getirdiğimi anladığı ve kendiside getirmeye çalıştığı halde şehadet kelimesi getiremiyor. Kocamın imansız gitmesinden korkuyorum. Bu hususta bir yardımınızı bekliyorum, dedi.


Hazreti Peygamberimiz:


- Kocan sağlığında ne gibi kötü harekette bulunurdu? diye sordu.


Kadın hiçbir kötü amelinin olmadığını, namazını kılıp her türlü ibadetini noksansız yerine getirmeye çalıştığını söyledi.


Bu sefer Peygamberimiz:


- Kocanızın dünyada kimi var? diye sordu.


Kadın ihtiyar bir annesi olduğunu söyleyince Peygamberimz (s.a.s.) kadının kocası Alkama'nın anasın huzura çağırdı. Hazreti Alkama'nın anası, Hazreti Peygamberimizin huzuruna çıktı. Peygamberimiz:


- Oğlun sana karşı nasıl hareket ederdi? Oğlundan memnunmusun? diyr sordu.


Alkamanın anası:


- Ya Resulullah, oğlum evleninceye kadar çok iyi muamele ederdi. Evlendikten sonra hanımını dinledi, bana hor bakmaya başladı. Hatta son zamanda evini bile ayırdı. Ben de üzüldüm, onun bu hareketine, dedi.


Peygamberimiz (s.a.s.) yaşlı kadına; oğlunun ölüm döşeğinde olduğunu, hakkını helâl etmediği takdirde cehennem azabı çekeceğini söylediyse de kadın:


- Hakkımı helâl etmem ey Allah'ın Resûlü, dedi.


Alkama ise evde yatıyor, hâlâ şehadet kelimesi getiremiyordu.


Hazreti Peygamberimi, kadının annelik şefkatini harekete geçirmek için, orada bulunanlara:


- Bana biraz odun hazırlayın, diye emir verdi.


Kadın hayretle :


- Odunu ne yapacaksın ya Resûlellah! diye sormaktan kendini alamadı.


Çünkü o da şüphelenmişti.


Peygamber Efendimiz :


- Oğlunu yakacağım... Zira yarın cehennemde yanacağına cezasını burada çeksin, daha iyi buyurunca, kadın dayanamadı,


- Oğlumun gözümün önünde yanmasına razı olamam ya Resûlellah ! Ona hakkımı helal ediyorum, dedi.


Murat hasıl olmuştu... Hazreti Peygamberimiz, Bilâl-ı Habeşi Hazretlerini göndererek :


- Git bakalım, Alkama ne haldedir? buyurdular.


- Bilâl-i Habeşi Alkam'nın yanına varıp şehadet kelimesei telkin ettiğinde, Alkama'nın dili açılmıştı :


- Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllah, deyip ruhunu Allah'a teslim etti.


Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, İ.Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi


BU ŞİİR SANA CAN
Yayın: 29 Nisan 2026 21:45:25 Düzenlenmedi


Canım acıyor can

Bu ruh bu bedene sığmıyor,

Öyle canım yanıyorki

Yüreğim yanıyor,

Bilki

Bıçak kemiğe dayandı

Öyle canım acıyorki,

Kalbimi parçalasanda

 duymuyorum can.

Yüreğimde kan çiçekleri açıyor,

Acı bir yanlızlığa bürünüyor her yer,

Hayalin

 terk etmiyor beni!

Can

Ruhuma sızı karışıyor,

Bu sessizlik korkutuyor beni

Sanki kalbim boşlukta hissediyorum,,

Yokluğunun acısı tetikliyor beni!

Aklım…..

 Firari

beni terk ediyor,

 kalbim geceleri daha çok acıyor,

ey yar duy sesimi

bu şiir sana

Damarlarımda kanım çekiliyor,

Hasretin gözümde tütüyor can.

Benliğime hüzün bulaşıyor,

Bu beden beni terk ediyor,

Ruhum ölüyor olmuyor sensiz,

Eski ben ben deyilim artık

Sanki yaşayan ölüyüm

Sensiz…

Ve ….

çaresiz

Ya sen gel

 yada ben geleyim

sözlerin takıldı aklıma,

Canım acıyor nefesim tükeniyor can,

Bu hayatın

 Yalanlarından

 ihanetlerinden,

Ölümüne tutkulu yalan aşklarından,

Yüreğime sıkılan son kurşundan,

Canım yanıyor can

nefes alamıyorum.

Aşk kırıkları batıyor

canıma

sessizim,

ve

kimsesiz

bu şiir mi

sana yazdım can

Yüreğime açtığın yara hiç kapanmayacak,

Canım yanıyor ey can

 suskunum...!

Ne seni yaşamak nede kendimi

 yanlızım can,

sensiz kimsesiz

Sensiz geçen her an canım acıyor çaresizim,

Kimsesizim

Yanlızım

Bana gözyaşı döktüren senmiydin

Senmiydin beni karanlığa sürükleyen...?

Haram olsun bu can bu bedene

susuyorum can.

Bu şiir sana can

 DİLEM YASAK

İZMİR

BUGÜN GÜNLERDEN SEN
Yayın: 19 Nisan 2026 05:24:06 Düzenlenmedi


 

Bu gün yine günlerden sen...

Yokluğunun en soğuk saati çaIıyor şimdi.

Bense yorgan üzerime çekip sensizliğe sarılıyorum...

Alıp başını yürüyor saatler

Yine hüzün ufalıyor yorgun bakışlarım

Sadece bir avuç özlem kalıyor yüreğimde...

Yokluğuna düşen her saatte içimde senli şiir kırılıyor...

Senli yaralar sızlıyor bedenimde...

Avutuyorum yaralarımı içimde boş kalıyor herşey...

Ben gözyaşlarımla avutuyorum dertlerimi..

Bendeki küller savrulurken yaralarıma kül basıyorum...

Ve

Kelime kelime dökülüyor küller yerlere

Yüreğimin duvarlarına gözyaşlarımı asıyorum.

Umutlarımı asıyorum kurusun diye

Rüzgarlara anlatıyorum söylenmemiş cümlelerimi

Dilimin ucunda yitip giden senden kalan sözlerimi,

Bir avuç senle sukut'u ezberliyor artık dilim...

Yorgunum kırgınım asırlardır kanıyorum..

Üşüyor ellerim baharda bile,

Yanımda olabilseydin keşke...

Keşke keşkeler olmasaydı...

Yitik sevda yollarına sensiz yol almasaydım...

KEŞKEE...

 

____Dilem Yasak

 

 

BİLİRMİSİN SEN
Yayın: 29 Mart 2026 20:10:56 Düzenlenmedi


Öyle herkesin bildiği gibi deyil benim mevsimlerim

Ağustos sıcağında üşürüm titrer bedenim

Yada kışın ayazında yanarım kor ateş gibi

Hiç sonbaharda çiçeklerin açtığını gördünmü

İşte sonbaharda açan arsız çiçeklere benzerim

Benim mevsimlerim içimde saklıdır en kıymetlimdir

Hiç belli olmaz hangi baharın geldiği

Kucaklar sarmalarım ağırlarım yüreğimde

İlkbaharda sel olur duygularım akarım çağlayan gibi

Yazın kavgalar edip yorgun düşer buz tutar güneşim

Sonbaharda masum bir bebektir içime atarım aşk acılarımı

Sevinçlerimi göz yaşlarımı

Dedim ya delidir benim mevsimlerim

Severim mevsimlerimi belkide yarın yaz gelir kime ne

Uçlarda yaşarım hepi topu bir kaç kişi ile

Tenhalarda yaşarım bazan telaşlı bazan sessizce

Hiç kimse karışamaz benim mevsimlerime yüreğime

Sonbahar dilerim sevgimle

DİLEM YASAK

İZMİR

8 Ocak 2011

BENİM DÜŞLERİM
Yayın: 23 Mart 2026 05:10:05 Düzenlenmedi


Boş ver be sevdiceğim

Varsın umutlarım yelken açmasın mavi denizlere

Varsın sevdalı yüreğim düşsün dillere

Hep batık bir gemidir ki

 Yüreğim……

Alışığım ben zaten yenilmelere…

Ah be sevdiceğim

Buğuludur benim düşlerim

Mahzundur çocuksu gülüşlerim

Yetimdir öksüzdür sevişlerim

Gözyaşımı nakış nakış yüreğime işlerim

He ya sevdiceğim

Sen hiç ağladın mı?

Kendi yaralarını kendin dağladın mı?

Hiç……..

Umutsuzluğa umut bağladın mı?

Yada ırmak olup sessizliğe çağladın mı?

Yok be sevdiceğim

Sen bilmezsin bunları

Bilemezsin

 yüreğime akan bulanık suları

Gördün mü hiç sabahları

O kanadı kırıkları…

Ooofff ….be

sevdiceğim

Madem gidiyorsun

Git….

Git ama

Hatıralarını da götür yanında

Ve…

Bit.


Bıraksan da geride kırık dal

Hayat zaten değil midir ki bir sal

Bazen batsan ya da çıksan

Sen hep olduğun gibi kal…

___Gittiğin an kül olurum biterim

______Karar senin sevdiceğim

_________Bu sana son şiirim…

Bunu bil.

DİLEM YASAK

İZMİR

İdamdan islama
Yayın: 17 Mart 2026 02:46:18 Düzenlenmedi


Rasul-i Ekrem s.a.v.'in Mekke'yi fethettiği gün, İslâm düşmanı Ebu Cehl'in idam fermanı verilmiş oğlu İkrime, ölüm korkusuyla kaçıp Yemen tarafına gitmişti. Onun eşi Ümmü Hakîm ise müslüman olmuş ve İkrime'nin bağışlanmasını Rasulullah'tan istirham etmişti.

 

Allah Rasulü s.a.v., İkrime için güvenlik garantisi verince, hanımı Ümmü Hakim onu aramaya çıktı. Tihâme sahillerinde deniz yolculuğu sırası müslüman bir kaptanla görüşmekte olan İkrime'yi buldu. Kaptan ona diyor ki:

 

- Lâ ilâhe illallah Muhammeden Rasulullah de, canını kurtarıver!

 

İkrime şu karşılığı veriyordu:

 

- Ben de zaten bunu için kaçıyorum...

 

O sırada İkrime'nin karısı ortaya çıkarak şu haberi verdi:

 

- Ben insanların en iyisi ve en hayırlısının yanından geliyorum. Onunla konuştum, o sana eman verdi, seni güvenceye aldı. Gel gidelim, kendine kıyma!

 

Beraber yola çıktılar. Bir konaklama yerinde İkrime, eşiyle birlikte olmak istedi. Kadın onu şiddetle reddetti:

 

- Olmaz! Ben müslümanım sen ise kâfirsin, deyince İkrime:

 

- Doğrusu, seni benden uzaklaştıran şey, gerçekten önemli olmalı, dedi.

 

İkrime Mekke'ye yaklaşınca, Rasulullah ashabına şöyle dedi:

 

- Ebu Cehl'in oğlu İkrime, mümin ve muhacir olarak size geliyor. Sakın babasına sövmeyiniz. Çünkü ölüye sövmek ona ulaşmaz, diriye zarar verir.

 

Rasul-i Ekrem s.a.v. İkrime'yi görünce sevinçle onu karşıladı. İkrime sordu:

 

- Ey Muhammed! Sen beni neye davet ediyorsun?

 

- Allah'tan başka ilâh olmadığına, benim O'nun kulu ve Rasulü olduğuma inanmaya, namaz kılmaya ve zekât vermeye... davet ediyorum.

 

- Vallahi sen sadece hakka davet ediyor, iyi ve güzeli emrediyorsun. Sen peygamber olmadan önce de bizim en doğrumuz ve en iyimizdin.

 

İkrime bu konuşmadan sonra Allah Rasulü s.a.v.'in elinden tuttu, Kelime-i Şehâdet söyleyip müslüman oldu.

 

 

 

İhtiyaçları Kadar Alırlardı
Yayın: 11 Mart 2026 14:31:02 Düzenlenmedi


 

Emîr Sultan hazretlerinin çok talebesi vardı. Bunlardan bâzıları gündüzleri oruç tutar, geceleri de sabaha kadar namaz kılarlardı. Haftada bir gün Emîr Sultan hazretlerine gelip, ihtiyâçlarını alıp giderlerdi. Aldıkları ile bir hafta boyunca idâre ederlerdi. İhtiyaçları bitince, yine gelir alırlardı. Bir gün bu talebelerin biri, Emîr Sultan'ın huzûruna gelerek, elini öptü. Emîr Sultan talebesine; "Bulunduğunuz yerdeki müslümanlar iyiler mi? Hâlleri nasıldır?" diye sordu.

Talebe; "Sizin himmetinizle, sıhhat ve selâmetteler, hepsi duâcınızdır." deyince, Emîr Sultan elini cebine soktu ve bir akçe çıkardı. O talebesine verdi ve;

"Bizden onlara selâm söyle, biz hayatta olduğumuz müddetçe bu akçe ile yetinsinler. Bize duâ etsinler. Başkalarına muhtâc olmasınlar." dedi. O talebe, o bir akçeyi alıp, arkadaşlarının yanına geldi ve onlara;

 "Emîr Sultan hazretlerinin size selâmı var." dedi.

Hepsi selâmı ayakta alarak; "Sultan hazretleri ne buyurdular?" diye sordular. Bunun üzerine o talebe;

"Emîr Sultan hazretleri bir akçe verdi ve;

"Ben ölünceye kadar bununla iktifâ etsinler, kimseye muhtâc olmasınlar." buyurdu." dedi.

Bu söz üzerine hepsi dünyâ malından soğudular. Kimseden bir şey almaz oldular. Pencerelerinde bir kutu vardı. Kimin ihtiyâcı olursa, o kutunun içinden bir akçeyi alır, iftar için herkese bir mikdâr ekmek ve üzüm alıp, onunla oruçlarını açarlardı. Ertesi gün o akçe yine yerinde dururdu. Emîr Sultan vefât edinceye kadar ihtiyaçlarını böyle karşıladılar. O akçe yerinden hiç eksilmedi.

 

İki Ekmek Eksik
Yayın: 07 Mart 2026 02:48:05 Düzenlenmedi

 


 

Bir gün iki kişi, Râbia-tül Adeviyye'yi ziyârete geldiler. İkisi de açtı. "Yemeği helâldir" diye içlerinden yemek yemek geçti. O anda kapıya biri gelerek, Allah rızâsı için bir şeyler istedi. Râbia hazretleri evdeki iki ekmeğini buna verdi. Gelen sevinerek gitti. Bir saat kadar sonra bir kişi kucağında bir yığın ekmekle geldi. Râbia hazretleri ekmekleri saydı. On sekiz ekmek vardı. Dedi ki: Ekmekler yirmi olsa gerektir. Ekmeği getiren, ikisini saklamıştı. Çıkarıp iki ekmeği de verdi. Oradakiler hayretle sordular. Bu ne sırdır? Biz senin ekmeğini yemeye gelmiştik. Önümüze koyacağın ekmekleri kapıya gelene verdin. Ardından ekmek geldi. Eksik olduğunu söyledin.

Cevâbında şöyle buyurdu:

 

-Siz ikiniz gelince karnınızın aç olduğunu anladım. Önünüze koyacağım o iki ekmeği kapıya gelene verdim. Allahü teâlâdan bu ekmeklerin misâfirlerin karnını doyuramayacağını, bunun için bir yerine on vermesini istedim. Çünkü Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde (En'âm sûresi 160. ayet-i kerîmesinde) bire on vereceğini bildiriyor. Ben O'nun bu vâdine güvendim. İki ekmek yerine yirmi ekmek geleceğini bildiğim için de ekmeklerin noksan olduğunu söyledim.

Ayakkabının Çamuru
Yayın: 01 Mart 2026 01:15:26 Düzenlenmedi


 

Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsînin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek; "Onunla helâlleşmeden nasıl Cumâ namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü teâlânın huzûrunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecûsînin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecûsî;

"Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca; "Sizden özür dilemeye geldim." dedi. Mecûsî hayretle; "Ne özrü?" diye sordu. O da; "Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu." deyince, Mecûsî hayretle; "Peki ama ne zararı var? Zâten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi.Bâyezîd-i Bistâmî;"Doğru ama, bu bir haktır ve sâhibinin rızâsını almak lâzımdır." dedi.Mecûsî;

"Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dîniniz mi öğretti?" diye sorunca;

 

"Evet dînimiz ve bu dînin peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm öğretti." dedi. Mecûsî;

"O hâlde biz niçin bu dîne girmiyoruz?" diyerek kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu.

 

 

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
NERDE ESKİ BAYRAMLAR…
Atiye Danış
Sahi Sevgi Neydi?
AYFER KILIÇ
konuk kalem günvar korkmaz
Ayfer Turan
Kandık
DİLEM YASAK
İbadet Artarsa Rızık da Artar
Emel Topal
KONYA'DAN İZLENİMLER
FERDA NAYMAN
İSYAN BAYRAĞI
Murat OKUDUCU
Kadim Semtimiz Fatih...
MUSTAFA ŞAYIK
ÖĞRETMENLİK SADECE BİR MESLEK DEĞİL BİR KARAKTER MESELESİDİR
Neval Kütük
Akif Manaf Hoşgörü ve Barış Ödülü’ne Layık Görüldü
RAMAZAN GÜÇLÜ
ÖNCE SAĞLIK
Tandoğu Yazıcı
Halil Helvacı
Z. Abidin Toprak
İşte Öyle Bir Sızı
Yukarı