logo
Yükleniyor...
logo
add image
DİLEM YASAK

DİLEM YASAK

dilem@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 1,273

Son Köşe Yazıları

Allah’tan Utanmaya Senden Daha Layığım!
Yayın: 21 Aralık 2025 01:11:03 Düzenlenmedi


Çok eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok zengin bir adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen, ihtiyacı olan kimse kendisine geliyor, oda yüksek bir faizle geri ödenmesi şartıyla onlara para veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi parasını ödeyemezse bu sefer faiz miktarını daha da artırıyordu. Şayet yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o kimsenin bütün varına yoğuna el koyuyordu.

 

Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu kadın yakın zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına adamış bir anneydi. Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare etmeye çalışmıştı. Ancak artık evde para kalmamıştı. Bunun için çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak istedi; ama dışarısı dul bir kadın için çalışmaya müsait değildi.

 

Neden sonra aklına evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı vasıtasıyla satmaya karar verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı. Tezgahı alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine doğru giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloga şahit oldu. Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para verdiğini duydu. Hemen onun yanına gitmeye karar verdi.

 

Kifl kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi. Kadın, Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl, kadının dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu teklifi kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine böylesi tekliflerin gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.” diye dua etti.

 

Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına kendisi de katılıyordu. Kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti. Bu sırada da “Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu.

 

Kadın, Kifl’in yanına gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu. Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu halinin sebebini sordu. Kadın,

 

- Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah işlemedim. Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu günaha sürükleyen fakirliğimdir, dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları sarmıştı. O sırada ağzından şu ifadeler döküldü:

 

- Sen fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve bundan dolayı ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben günah işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden daha layığım.

 

Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı kötü işten vazgeçti. Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına bir miktar para verip onu gönderdi. Kadıncağız, sevinç ve kendisini harama girmekten koruyan Rabb’ine şükür içinde evine döndü.

 

Kifl, artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün günahlar için tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua yalvardı ve affını diledi. O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere ruhunu Rahman’a teslim eyledi.

 

Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını gören yakınları kapıyı açtıklarında Kifl’i ölü olarak buldular. Bu sırada kapısında herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı: “Allah, Kifl’in günahlarını affetti.”

 

Halk, bu duruma şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine sebep olan bu olayı, o dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece herkesin şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan büyük bir ders aldılar.

 

Hikâye bize ne anlatıyor?

 

Tevbe kapısı her zaman ve her kişi için açıktır. Bir kimse ne kadar günahkâr bir kul olursa olsun büyük bir pişmanlık ve samimiyetle tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder ve onu bağışlar.

 

Allah, kendi rızası istikametinde bir hayat yaşamaya gayret eden kullarını sever. Rahmetinin gereği olarak bazen kulları günaha gireceği an onları değişik vesilelerle korur. O yüzden kula düşen Rabb’iyle arasındaki bağı devamlı surette güçlü tutmasıdır.

 

 Zaman Ailem, 167. Sayı

Annenin İhtiyacı Var
Yayın: 13 Aralık 2025 01:07:12 Düzenlenmedi

 


 

Ebû'l-Haseni'l-Harkânî (k.s) hazretleri şöyle anlatır:

İki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allah Teâlâ'ya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allah Teâlâ'ya ibâdet kardeş, yaptığı ibâdetten, duyduğu hazdan dolayı kardeşine:

 

- Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim, dedi.

 

- Kardeşi kabul etti. İbâdet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir rüya gördü.

 

Rüyasında bir ses ona:

 

- Kardeşini affettik, seni de onun hatırı için bağışladık, deyince genç:

 

- Ben Allah Teâlâ'ya ibâdet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz, dedi.

 

Ses ona:

 

- Evet, senin yaptığın ibâdetlere bizim hiç ihtiyacımız yok. Fakat, kardeşinin annene yaptığı hizmetlere annenin ihtiyacı vardı, karşılığını verdi.

Allah Kulundan Ne Zaman Razı olur?
Yayın: 30 Kasım 2025 12:12:28 Düzenlenmedi


Bir talebe hocasına,

- Kul Allah Teala'nın kendisinden razı olduğunu bilebilir mi? diye sordu

Hocası,

- Bilemez, bunu nasıl bilsin ki, Allah'ın rızası gayba ait birşeydir! dedi .

Talebe,

- Hayır, bilebilir!dedi.

Hocası,

- Nasıl? diye sordu,

 

Talebe,

 

- Ben kalbimin Allah'tan razı olduğunu görürsem, bilirim ki O da benden razıdır! diye cevap verdi.

 

Bunu işiten hocası,

 

- Ey genç güzel ve doğru söyledin! dedi .

Kul Yüce Allah'tan razı olursa, Rabbide ondan razı olur. Kulun aynası ve şahidi kalbidir. Herkes kalbine bakmalı. Kul kalbinde Rabbine ne kadar hürmet ediyor ve onu yüceltiyorsa, kendiside, Hak katında o derece değerlidir

 

Ateşin Yakmadığı Aşık, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları

YÜREĞİMİ ALIP
Yayın: 11 Kasım 2025 03:42:11 Düzenlenmedi


Sen benim nasıl olduğumu sorma.

Yanlız kalmaya ihtiyacın varsa eğer,

Sana yazdığım şiirleri yakar arkama hiç bakmadan...

sonunu hiç düşünmeden yüreğimi alıp ÖLÜME giderim...

 

 

DİLEM YASAK

YUNANİSTAN

BAZEN AŞK GİDER
Yayın: 01 Kasım 2025 08:01:24 Düzenlenmedi


Bazen aşk gider…

Günler geçer ardından ve aylar…

Bazen de yıllar…

Bebekler büyür, insanlar yaşlanır, insanlar ölür,

eşyalar eskir, evler yıkılır, kurur ağaçlar…

Sokakların adi değişir…

Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur…

Sevilen unutur, seven yanar..

Bazen aşk gider…

Ya da siz gittiğini sanırsınız

AŞKIN GÖZYAŞLARI BENDE
Yayın: 21 Ekim 2025 03:43:59 Düzenlenmedi


 

Varlığımın izleri sende,

Aşkın gözyaşları bende,

Sızlar içim aklım sende,

Yarım kalmış umutlarım.

Gülen yüzünü özlüyorsam,

Her nefeste seni soluyorsam,

Her dakika seni anıyorsam,

Bil ki yüreğim sende kaldı.

Yüreğim ırmak olup çağlıyorsa.

Gözlerim bulut olup ağlıyorsa.

Dermansız dertler beni bağlıyorsa.

Bil ki aklım yüreğim sende kaldı.

Hayata gülen yüzüm son sözüm,

Sende kaldı...

 

Buysa alın yazım ,buysa kader,

Ölüm dirim ne fark eder?

Umutlarımı geri ver,

Onlar bile sende kaldı...

 

Dilem YASAK

İZMİR

25MART/2011

Bari Onunla Beraber Yanayım
Yayın: 17 Ekim 2025 04:10:45 Düzenlenmedi


 

Bunların arasında zayıf bir bülbül yavrusu vardı. Kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki:

 

- O kuşu tut ve ne dileği olduğunu sor.

 

Cebrail aleyhisselam kuşu tutup istediğini sorunca, kuş dedi ki:

 

- Halilullahı ateşe atıyorlar. Madem ki kurtarmaya kâdir değilim, bari onunla beraber ben de yanayım.

 

Hak teâlâ buyurdu ki:

 

- O kuşun benden dileği nedir?

 

Bülbül şöyle arz etti.

 

Benim dünyada, Hak teâlânın adını anmaktan başka arzum yoktur. Bin bir ismi olduğunu işittim. Yüz birini biliyorum. Dokuz yüz ism-i şerifini de bilmek isterim.

 

Hak teâlâ kuşun dileğini yerine getirdi.

 

Şimdi sahralarda feryat eden bülbül, Hak teâlânın ismini söylemektedir.

 

Nemrud’un ateşi, İbrahim aleyhisselama gülistan olunca, bülbül gelip gül ağacında nağmeye başladı. O zamandan kıyamete kadar, gül ağacına muhabbet etti, aşık oldu.

 

İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar.

Bana Bir Deve Ver
Yayın: 13 Ekim 2025 01:13:46 Düzenlenmedi


İslam devletinin başında Hak ve adalet Güneşi Hazret-i Ömer (Radıyallahü Anh) vardı. O Ömer ki, Nebiler Sultanı'nın ifadesiyle "Cennet ehlinin kandilidir." O Ömer ki, İslam'ın kilidi, adalet tahtının eşsiz sultanıydı.

Bir gün onun huzuruna bir bedevî geldi. Denize batmışın yağmurdan haberi olmadığı gibi, bedevînin de devlet işinden haberi yoktu:

- Ey acizlerin mededkârı dedi, ben çöl adamıyım. Devem çölde hastalanıp kaldı, çoluk çocuğumun rızkı da onun üzerinde. Bana bir deve ver de köyüme gideyim!..

Cenab-ı Faruk (Radıyallahu Anh) onu dinledi. Dinledi ama sözüne de inanmadı:

- Sen, dedi, benden deve almak için böyle söylüyorsun.. Sana deve yok.. Haydi işine!..

Kılı kırk yaran Hazret-i Ömer, her isteyene bir deve verecek olsa, devletin hazinesi ne olur? İşi tetkik etmek, eğriyi, doğruyu bilmek gerekti...

Yol üstünde bir karınca ezilse,

Yine Ömer mes'ul, hiç değil kimse!..

Hakikati gören insan, birine zulmettiğinde o zulmü aslında kendi nefsine yaptığını bilir de zulümde ısrar etmez...

O garip adam artık Ömer'in ateşinde ısınmak, pınarından su içmek istemedi. Hemen izi üstüne dönüp çölün yolunu tuttu. Hem kızgın taşlar üstünden bir ceylan gibi sekerek gidiyor, hem de gönül gönül titreyerek bir şiir okuyordu. Şiir arabın suyu ekmeğiydi.. Ne var ki, adalet tahtının sultanı Cenab-ı Ömer de o garibin peşine düşüvermişti.. Güneş gibi mülk elde etmek herkesin karı değildi. Denize dalan her dalgıç hazine bulamaz. Tahta oturup saltanat süren her sultan da adalet terazisini tam tutamaz...

Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh), o basiret nuruna gark olan büyük halîfe şimdi yolları eline dolamıştı. Belki de bedevî doğru söylemiştir, diyordu, onu geriden takip edeyim de yolundaki cefa dikenlerini kaldırayım...

Tabiî ki bedevinin Ömer'den haberi yoktu. Fakat gönül yuvasında îman kuşu çırpınıyordu. Halîfeye kızacağı yerde acıyor, merhamet ediyor, onun için Cenab-ı Hakk'ın dergahına yüz tutup hıçkırıyordu:

- Ey Allahım, ey benim Kerîm Mabudum! Ömer'e müracaat ettim, halimi bildirdim. Ne var ki, o bana inanmadı. Bu hareketinden dolayı günah işledi. Onu bağışla, ona merhamet buyur!..

Bedevînin gönül denizi merhamet dalgalarıyla gürül gürül çağlıyor, Ömer için mağfiret talebinde bulunuyordu. Çünkü o bir Asr-ı Saadet müslümanı idi. Aşk-ı İlahînin kokusu gönül toprağına sinmiş, Cenab-ı Muhammed'in havuzundan su içmişti...

Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh), bedevînin gönül deryasından dökülen incileri duyuverince bulut gibi ağlamağa, neyler gibi inlemeye başladı. Sıcak kumlar üstünde nefes nefes koşarak haykırdı:

- Allahım, Allahım, duasını kabul et!..

O din sultanı, îman ayağım kayar da kötüler defterine kaydolurum diye koşarak gayret kanadını açtı... Yetişip bedevînin eteklerinden tuttu. Sarmaşıkların söğüt dallarını tel tel sıkması gibi onu kucakladı, alnından öptü de dedi ki:

Merhaba ey şeker huylu er, merhaba ey arştan!.. Şimdicek sana inandım, beni bağışla, bir değil, ihtiyacın kadar deveyi benden al!...

İşte müslümanın müslümana merhameti... Merhamet etmeyene merhamet edilir mi?

Ey topraktan yaratılan insan!... Kanadı kırık serçenin yarasını sar ki, senin iman kanadına da merhem koyan olsun... Acizlerin duasına mazhar ol ki, onların inleyişi Arş'ı titretir. Suyu kuruyan ırmağın kuğulara bir faydası yoktur. Sen ırmak gibi akamıyorsan da çeşme gibi gözünün yaşını akıt ki, acizler testilerini doldursunlar... Allah için bir boncuk ver, ona mukabil bir avuç inci al...

Ey iki gözünü dünyaya dikmiş, ona gönül bağlamış adam, Allah tarafına meylet ki, dünyalar ardınca sürüklensin...

Zira:

Dünya aç gözlülerin

paylaşılmaz malıdır,

İnsan ondan çok değil, bir

miktar almalıdır!..

Mustafa Necati Bursalı


Balina Ziyafeti
Yayın: 08 Ekim 2025 07:06:55 Düzenlenmedi
Ashab-ı Kiram'dan Cabir r.a. Hazretleri anlatıyor: Rasulullah s.a.v. bizi bir müfreze (askeri birlik) ile göndermişti. Başımıza da Ebu Ubeyde'yi komutan tayin etmişti. Kureyş'e ait bir kervanı ele geçirmekle vazifeliydik. Azık olarak da bize bir dağarcıkta hurma verilmişti. Başka azığımız yoktu. Ebu Ubeyde, bize birer tane hurma veriyordu. - O bir hurmayı ne yapıyordunuz? diye sorulunca dedi ki: - Çocuğun emmesi gibi o hurmayı ağzımızda tutup emiyorduk. Sonra da üstüne su içiyorduk. Bu bize bir gün bir gece yetiyordu. Değneğimizle ağaç yapraklarını çırparak, düşen yaprakları su ile ıslatıp yiyorduk. Böylece yolumuza devam ettik. Deniz kıyısına vardık. Deniz kıyısında büyük bir kum tepesi gibi bir şeyin yükseldiğini gördük. Yanına vardığımızda kıyıdaki şeyin anberbalığı (balina) denen hayvan olduğunu gördük. Ebu Ubeyde önce: - Bu leştir, dedi. Sonra da şunu söyledi: - Hayır. Biz Rasulullah s.a.v.'in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Zaruret haline düştük. Bundan yiyiniz. Biz yaklaşık bir ay boyunca o hayvanın etiyle geçindik. Üçyüz kişiydik ve şişmanlamıştık. Hayvanın göz çukurundan testilerle yağ alıyorduk, öküz büyüklüğünde et parçaları koparıyorduk. Ebu Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp hayvanın göz çukuruna oturtmuştu. Kaburga kemiklerinden birini alıp yere dikti; sonra en yüksek deveyi binicisiyle onun altından geçirdi. Bu hayvanını etinden pastırma yapıp azık ettik. Medine'ye geldiğimiz zaman Rasulullah s.a.v.'in yanına vardık. Bu durumu kendisine anlattığımızda dedi ki: - O, Allah'ın size çıkarıverdiği bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bize yedireceğiniz bir şey var mı? Biz de getirdiğimiz etlerden bir miktarını Rasulullah s.a.v.'e gönderdik, O da etten yedi.

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
Taziye Evleri: Yasın Adabı Nerede Kaldı?
Atiye Danış
Onların utanmadığı her şeyden biz utanıyoruz.
AYFER KILIÇ
Allah'tan Kork, Mührümü Bozma !
Ayfer Turan
Azığınız Neydi ?
Cafer Genç
Bu yazarın henüz köşe yazısı yok.
DİLEM YASAK
Allah’tan Utanmaya Senden Daha Layığım!
Emel Topal
NARDUGAN BAYRAMİ
FERDA NAYMAN
ÖKSÜZ KALMIŞ BİR ÖYKÜ
M.ilknur Öztürk
BANA AİT SÖZLER
Mehmet Mustafa Dogan
SAĞLIKLI YAŞAM SIRLARI
Murat OKUDUCU
"Sırların Gücü; Dostlukta Sınırlar"
MUSTAFA ŞAYIK
İNSAN ÖLÇEĞİNİ KAYBETTİK
Neval Kütük
DUYGU İFADESİ
RAMAZAN GÜÇLÜ
DİJİTAL DÜNYA DİJİTAL VİCDAN
Tandoğu Yazıcı
Coba Höyük
Yukarı