Can..!
Yine uykulara
Küskünüm can!
Hasretin buram buram kokuyor.
Seni ruhumun derinliklerine sakladım
Seni içimde sonsuzluğa bağladım
can!.....
Kayboluyorum gecenin zifiri karanlığında,
Umutlarım can çekişiyor
Anla beni can!
Yüzüyorum sensizlik denizinde boğuluyorum.
Dayanılmaz bir acı kattın yüreğime can!
Sensizliğe sessiz cığlık atıyorum.
Sus veya susma ne fark eder can!
Öyle suskunum''ki öyle küskünüm''ki,
toprakta yağmur gibi cölde su gibi.
Suskunum,
Hasretim sana can...
DİLEM ŞİMŞEK
26/ŞUBAT/2012
İZMİR
GÜNÜN DUYGU SÖZÜ
ÇOK MU ŞEY İSTEDİK ACABA
HAYATTAN….
HİÇ Mİ HAKKETMEDİK
SICAK BİR SEVGİYİ……
HEP YANLIŞ KİŞİLER İÇİN Mİ
AKMALIYDI GÖZYAŞLARI…….
ALİ DUYSAK
GAZİANTEP
Gidiyorum
bu şehirden sen mutlu ol.
Hüzünleri yükledim parçaladığın yüreğime,
Sol yanımı alıp gittin cansız bedenimden,
Sensiz damla damla kanıyor yüreğim CANTANEM
Yokluğunda ben ağlıyorum istanbul ağlıyor.
Gözlerimden dökülen seni yazıyorum şiirlerime,
Yokluğun içimde patlayan bir mayın gibi sanki,
Biz ayrıldık sen mutlumusun CANTANEM?
şimdi ………
sensizliğin vurduğu saatlerdeyim,
Sensizliği yazmaya mahkum yüreğim,
Zaten hiç olmadığın hayatından gidiyorum.
Ben seni görmeden yüreğimle sevdim CANTANEM
Ben olmayacağım bundan sonra hayatında,
Eğer bir gün aklına gelirsem ben burdayım,
Sana mutluluklar bana hüzünler kaldı.
Sen gittin ama bende bitmedin
CANTANEM..!
DİLEM ŞİMŞEK
9/EKİM/2014
İZMİR
Gör içimdeki cam kırıklarını...
Bütün qemiler söndürmüş ışıklarını...
Herkez içime dökmüş artıklarını...
Bir deli rüzgar essede...
Alip götürse yılların bıraktıklarını...
Dilem Yasak
Kafiyesi bozuk şiir gibiyim
Ne nokta koyacak birisini buluyorum
Nede nefes alabiliyorum
Virgül dolusu
Yanlızlığım.....
Şimdi...
Bir veda havasıda geçiyor günlerim
Arkamı dönsem uçurum
ileri gitsem
Yanlızlık
DİLEM YASAK
İZMİR
Uzaklardan merhaba demek,
Sensiz doğan güne.
Yakan hasretinin,sıcaklığı yüreğimde
Uykusuz gecelerde hep hayalimdesin
Hasret zinciri bağlamış yollarımı.
Ağlamak geliyor,
Ağlamak geliyor içimden.
Sensizlige doğru, haykırmak geliyor.
Tutamıyorum kendimi,
Bırak dinmesin gözyaşlarım
Aksın, yüreğimin derinliklerine.
Söndürsün, sensizliğin hasretini
Aşkın bir avuç su olsun dudaklarıma
Çağlasın sevda pınarları gibi,
Avuçların yaksın tenimi.
Bir demet gül olsun,doğum günü hediyem.
Ama dalından kopmadan,
Uzaktan seyredeyim,
Dokunmadan,
İncitmeden..
Yoluna can olayım,
Gönlüne cânân.
Bugün doğum günüm...
DİLEM YASAK
02.02.2018.
YUNANİSTAN
Fahreddîn-i Râzî Herat ve civarında bozuk inançları yaymakla meşgul olanlarla mücâdele ediyor, Müslümanlar'ı bunların tehlikelerine karşı korumaya çalışıyordu. Üç yüz kadar atlı talebe ve âlim ile Herat'a geldiğinde; hem devlet, hem din büyükleri akın akın ziyaretine gelmiş, alâka göstermişlerdi. Ama birileri vardı ki; ne geliyor, ne de gelme arzusu ızhâr ediyordu. Acaba Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin muhâliflerinden miydi?
Halktan bir zengin, bir gün Fahreddîn-i Râzî hazretlerini bahçesinde yemeğe dâvet etti. Maksadı; ziyaretine gelmeyen zâtı da orada bulundurup, görüşmelerini ve bir yanlış anlamanın meydana gelmemesini temin etmekti.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri, yemekte karşılaştığı ziyaretine gelmeyen zâta,
- Niçin bizi ziyârete gelmediniz? diye sordu. Şöyle cevap verdi o zât:
- Ben fakirin biriyim. Ne ziyâretinize gelişim size bir şeref kazandırır, ne de gelmeyişim size bir şey kaybettirir. Siz mühim kimselerle meşgul olun.
Bu cevap Fahreddîn-i Râzî hazretlerini düşündürdü. Bu defa büsbütün meraklanarak ısrarla suallerini peşi peşine sıraladı:
- Bu, sıradan birinin sözüne benzemiyor. Kalbi-gönlü uyanık birinin cevabıdır bu. Şimdi daha çok meraklandım. Söyleyin lütfen niçin gelmiyorsunuz? Bize vermek istediğiniz bir mesajınız olmalı.
- Sen, 'Müslümanlar'ın benim ziyâretime gelmeleri vâciptir' diyormuşsun. Neden senin ziyâretine gelmek vâcip olsun?
- Ben ilim ehli biriyim. Benim ziyâretime gelenler aslında benim değil, ilmin ziyâretine gelmiş olurlar. Mücâdelemde bana yardımcı olmuş, beni desteklemiş sayılırlar.
- Öyle ise anlat bakalım... İlmin hedefi Allâh'ı bilmek olduğuna göre, nasıl biliyorsun Hazret-i Mevlâ'yı?
- Yüz delil ve burhan ile biliyorum Allah Teâlâ'yı...
- Peki öyleyse, söyler misin; burhan ve delil, şüpheleri gidermek için değil midir? Demek sende bu kadar şüphe varmış ki her birine delil aramış; ancak bu delillerle şüpheni gidermişsin. Halbuki Allahü zû'l-Celâl bana, öyle bir îman verdi ki; şüphenin zerresi bile kalbimde yoktur. Olmayan şeyi gidermek için ne diye delil ve burhan arayayım?
Bu cevaptan sonra bir suskunluk başlar. Neden sonra yerinden kalkan büyük müfessir Fahreddîn-i Râzî hazretleri,
- Uzat elini de öpeyim. Sen sıradan biri değil, bir îman ve ihlâs numûnesi mâneviyât sultânısın. Kim isen söyle de beni daha fazla merakta bırakma.
Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin kulağına eğilen birinin, fısıltı hâlinde söyledikleri şundan ibârettir:
- Konuştuğun zât, Necmüddîn-i Kübrâ hazretleridir.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri hemen diz çöküp rica eder:
- Lütfen beni de kabul buyurun tâlipleriniz arasına da, ben de iştirak edeyim sohbetlerinize...
....
İşte zâhirî ilimle bâtınî ilmin farkı... İşte zâhirî ilim ehli ile, zû'l-cenâhayn olan mâneviyat erbâbının seviye ve dereceleri... Keza, aralarındaki diyaloğun güzelliği ve hakkı teslim ile neticelenişi... Ve, biribirlerine karşı olan nezâket ve saygıları...
Zamanımız 'tartışmacıları'na örnek olması dileği
Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı:
- Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de
- Çalıştığım zat öyle cömertki... Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi.
Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır:
- Kimin yanında çalışıyorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı:
"Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır" dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.
Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah'a şükredip, ibadetine devam etti....
Allah (c.c.) neye kadir değil ki!
Hazreti Peygamberimiz (s.a.s.) eshabıyla oturmuş sohbet ediyordu. Bir kadın sahabe Resulullah'ın huzuruna telaşla girerek:
- Ya Resûlellah! Şu anda kocam ölüm döşeğinde, belki biraz sonra ölmüş olacak... Yalnız yanında kelime-i şehadet getirdiğimi anladığı ve kendiside getirmeye çalıştığı halde şehadet kelimesi getiremiyor. Kocamın imansız gitmesinden korkuyorum. Bu hususta bir yardımınızı bekliyorum, dedi.
Hazreti Peygamberimiz:
- Kocan sağlığında ne gibi kötü harekette bulunurdu? diye sordu.
Kadın hiçbir kötü amelinin olmadığını, namazını kılıp her türlü ibadetini noksansız yerine getirmeye çalıştığını söyledi.
Bu sefer Peygamberimiz:
- Kocanızın dünyada kimi var? diye sordu.
Kadın ihtiyar bir annesi olduğunu söyleyince Peygamberimz (s.a.s.) kadının kocası Alkama'nın anasın huzura çağırdı. Hazreti Alkama'nın anası, Hazreti Peygamberimizin huzuruna çıktı. Peygamberimiz:
- Oğlun sana karşı nasıl hareket ederdi? Oğlundan memnunmusun? diyr sordu.
Alkamanın anası:
- Ya Resulullah, oğlum evleninceye kadar çok iyi muamele ederdi. Evlendikten sonra hanımını dinledi, bana hor bakmaya başladı. Hatta son zamanda evini bile ayırdı. Ben de üzüldüm, onun bu hareketine, dedi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yaşlı kadına; oğlunun ölüm döşeğinde olduğunu, hakkını helâl etmediği takdirde cehennem azabı çekeceğini söylediyse de kadın:
- Hakkımı helâl etmem ey Allah'ın Resûlü, dedi.
Alkama ise evde yatıyor, hâlâ şehadet kelimesi getiremiyordu.
Hazreti Peygamberimi, kadının annelik şefkatini harekete geçirmek için, orada bulunanlara:
- Bana biraz odun hazırlayın, diye emir verdi.
Kadın hayretle :
- Odunu ne yapacaksın ya Resûlellah! diye sormaktan kendini alamadı.
Çünkü o da şüphelenmişti.
Peygamber Efendimiz :
- Oğlunu yakacağım... Zira yarın cehennemde yanacağına cezasını burada çeksin, daha iyi buyurunca, kadın dayanamadı,
- Oğlumun gözümün önünde yanmasına razı olamam ya Resûlellah ! Ona hakkımı helal ediyorum, dedi.
Murat hasıl olmuştu... Hazreti Peygamberimiz, Bilâl-ı Habeşi Hazretlerini göndererek :
- Git bakalım, Alkama ne haldedir? buyurdular.
- Bilâl-i Habeşi Alkam'nın yanına varıp şehadet kelimesei telkin ettiğinde, Alkama'nın dili açılmıştı :
- Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllah, deyip ruhunu Allah'a teslim etti.
Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, İ.Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi
Canım acıyor can
Bu ruh bu bedene sığmıyor,
Öyle canım yanıyorki
Yüreğim yanıyor,
Bilki
Bıçak kemiğe dayandı
Öyle canım acıyorki,
Kalbimi parçalasanda
duymuyorum can.
Yüreğimde kan çiçekleri açıyor,
Acı bir yanlızlığa bürünüyor her yer,
Hayalin
terk etmiyor beni!
Can
Ruhuma sızı karışıyor,
Bu sessizlik korkutuyor beni
Sanki kalbim boşlukta hissediyorum,,
Yokluğunun acısı tetikliyor beni!
Aklım…..
Firari
beni terk ediyor,
kalbim geceleri daha çok acıyor,
ey yar duy sesimi
bu şiir sana
Damarlarımda kanım çekiliyor,
Hasretin gözümde tütüyor can.
Benliğime hüzün bulaşıyor,
Bu beden beni terk ediyor,
Ruhum ölüyor olmuyor sensiz,
Eski ben ben deyilim artık
Sanki yaşayan ölüyüm
Sensiz…
Ve ….
çaresiz
Ya sen gel
yada ben geleyim
sözlerin takıldı aklıma,
Canım acıyor nefesim tükeniyor can,
Bu hayatın
Yalanlarından
ihanetlerinden,
Ölümüne tutkulu yalan aşklarından,
Yüreğime sıkılan son kurşundan,
Canım yanıyor can
nefes alamıyorum.
Aşk kırıkları batıyor
canıma
sessizim,
ve
kimsesiz
bu şiir mi
sana yazdım can
Yüreğime açtığın yara hiç kapanmayacak,
Canım yanıyor ey can
suskunum...!
Ne seni yaşamak nede kendimi
yanlızım can,
sensiz kimsesiz
Sensiz geçen her an canım acıyor çaresizim,
Kimsesizim
Yanlızım
Bana gözyaşı döktüren senmiydin
Senmiydin beni karanlığa sürükleyen...?
Haram olsun bu can bu bedene
susuyorum can.
Bu şiir sana can
DİLEM YASAK
İZMİR
Bu gün yine günlerden sen...
Yokluğunun en soğuk saati çaIıyor şimdi.
Bense yorgan üzerime çekip sensizliğe sarılıyorum...
Alıp başını yürüyor saatler
Yine hüzün ufalıyor yorgun bakışlarım
Sadece bir avuç özlem kalıyor yüreğimde...
Yokluğuna düşen her saatte içimde senli şiir kırılıyor...
Senli yaralar sızlıyor bedenimde...
Avutuyorum yaralarımı içimde boş kalıyor herşey...
Ben gözyaşlarımla avutuyorum dertlerimi..
Bendeki küller savrulurken yaralarıma kül basıyorum...
Ve
Kelime kelime dökülüyor küller yerlere
Yüreğimin duvarlarına gözyaşlarımı asıyorum.
Umutlarımı asıyorum kurusun diye
Rüzgarlara anlatıyorum söylenmemiş cümlelerimi
Dilimin ucunda yitip giden senden kalan sözlerimi,
Bir avuç senle sukut'u ezberliyor artık dilim...
Yorgunum kırgınım asırlardır kanıyorum..
Üşüyor ellerim baharda bile,
Yanımda olabilseydin keşke...
Keşke keşkeler olmasaydı...
Yitik sevda yollarına sensiz yol almasaydım...
KEŞKEE...
____Dilem Yasak
Son Köşe Yazıları
Akif Manaf’a “Yemen-Türkiye Dostluk ve Barış Ödülü” Verildi International Peace Prize ödüllü, Nobel Barış Ödü...
(11 Temmuz 2026 12:01:24)
Derdi kederi hep ruha yük etmeGülümse hayata gülümse gitsin Az olan çileni sakın çok etme Gülümse hayata...
(11 Temmuz 2026 07:49:22)
Ömür boyu dürüst oldumHerşey helal olsun dedim Arayıp doğruyu buldum Ben ne zaman haram yedim U...
(10 Temmuz 2026 12:45:57)
ADALET KAVRAMITanımlanması en güç hukuki kavramlardan biri adalet kavramıdır. Adalet tarihsel süreç içinde tüm kültürler...
(09 Temmuz 2026 10:25:30)
Güne gölge değdi akşam göründüSaatler geceye varmak üzereSeven gönüll hasretlere büründüVedalar kederi sa...
(09 Temmuz 2026 00:17:54)