logo
Yükleniyor...
logo
add image
DİLEM YASAK

DİLEM YASAK

dilem@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 2,585

Son Köşe Yazıları

BİLİRMİSİN SEN
Yayın: 29 Mart 2026 20:10:56 Düzenlenmedi


Öyle herkesin bildiği gibi deyil benim mevsimlerim

Ağustos sıcağında üşürüm titrer bedenim

Yada kışın ayazında yanarım kor ateş gibi

Hiç sonbaharda çiçeklerin açtığını gördünmü

İşte sonbaharda açan arsız çiçeklere benzerim

Benim mevsimlerim içimde saklıdır en kıymetlimdir

Hiç belli olmaz hangi baharın geldiği

Kucaklar sarmalarım ağırlarım yüreğimde

İlkbaharda sel olur duygularım akarım çağlayan gibi

Yazın kavgalar edip yorgun düşer buz tutar güneşim

Sonbaharda masum bir bebektir içime atarım aşk acılarımı

Sevinçlerimi göz yaşlarımı

Dedim ya delidir benim mevsimlerim

Severim mevsimlerimi belkide yarın yaz gelir kime ne

Uçlarda yaşarım hepi topu bir kaç kişi ile

Tenhalarda yaşarım bazan telaşlı bazan sessizce

Hiç kimse karışamaz benim mevsimlerime yüreğime

Sonbahar dilerim sevgimle

DİLEM YASAK

İZMİR

8 Ocak 2011

BENİM DÜŞLERİM
Yayın: 23 Mart 2026 05:10:05 Düzenlenmedi


Boş ver be sevdiceğim

Varsın umutlarım yelken açmasın mavi denizlere

Varsın sevdalı yüreğim düşsün dillere

Hep batık bir gemidir ki

 Yüreğim……

Alışığım ben zaten yenilmelere…

Ah be sevdiceğim

Buğuludur benim düşlerim

Mahzundur çocuksu gülüşlerim

Yetimdir öksüzdür sevişlerim

Gözyaşımı nakış nakış yüreğime işlerim

He ya sevdiceğim

Sen hiç ağladın mı?

Kendi yaralarını kendin dağladın mı?

Hiç……..

Umutsuzluğa umut bağladın mı?

Yada ırmak olup sessizliğe çağladın mı?

Yok be sevdiceğim

Sen bilmezsin bunları

Bilemezsin

 yüreğime akan bulanık suları

Gördün mü hiç sabahları

O kanadı kırıkları…

Ooofff ….be

sevdiceğim

Madem gidiyorsun

Git….

Git ama

Hatıralarını da götür yanında

Ve…

Bit.


Bıraksan da geride kırık dal

Hayat zaten değil midir ki bir sal

Bazen batsan ya da çıksan

Sen hep olduğun gibi kal…

___Gittiğin an kül olurum biterim

______Karar senin sevdiceğim

_________Bu sana son şiirim…

Bunu bil.

DİLEM YASAK

İZMİR

İdamdan islama
Yayın: 17 Mart 2026 02:46:18 Düzenlenmedi


Rasul-i Ekrem s.a.v.'in Mekke'yi fethettiği gün, İslâm düşmanı Ebu Cehl'in idam fermanı verilmiş oğlu İkrime, ölüm korkusuyla kaçıp Yemen tarafına gitmişti. Onun eşi Ümmü Hakîm ise müslüman olmuş ve İkrime'nin bağışlanmasını Rasulullah'tan istirham etmişti.

 

Allah Rasulü s.a.v., İkrime için güvenlik garantisi verince, hanımı Ümmü Hakim onu aramaya çıktı. Tihâme sahillerinde deniz yolculuğu sırası müslüman bir kaptanla görüşmekte olan İkrime'yi buldu. Kaptan ona diyor ki:

 

- Lâ ilâhe illallah Muhammeden Rasulullah de, canını kurtarıver!

 

İkrime şu karşılığı veriyordu:

 

- Ben de zaten bunu için kaçıyorum...

 

O sırada İkrime'nin karısı ortaya çıkarak şu haberi verdi:

 

- Ben insanların en iyisi ve en hayırlısının yanından geliyorum. Onunla konuştum, o sana eman verdi, seni güvenceye aldı. Gel gidelim, kendine kıyma!

 

Beraber yola çıktılar. Bir konaklama yerinde İkrime, eşiyle birlikte olmak istedi. Kadın onu şiddetle reddetti:

 

- Olmaz! Ben müslümanım sen ise kâfirsin, deyince İkrime:

 

- Doğrusu, seni benden uzaklaştıran şey, gerçekten önemli olmalı, dedi.

 

İkrime Mekke'ye yaklaşınca, Rasulullah ashabına şöyle dedi:

 

- Ebu Cehl'in oğlu İkrime, mümin ve muhacir olarak size geliyor. Sakın babasına sövmeyiniz. Çünkü ölüye sövmek ona ulaşmaz, diriye zarar verir.

 

Rasul-i Ekrem s.a.v. İkrime'yi görünce sevinçle onu karşıladı. İkrime sordu:

 

- Ey Muhammed! Sen beni neye davet ediyorsun?

 

- Allah'tan başka ilâh olmadığına, benim O'nun kulu ve Rasulü olduğuma inanmaya, namaz kılmaya ve zekât vermeye... davet ediyorum.

 

- Vallahi sen sadece hakka davet ediyor, iyi ve güzeli emrediyorsun. Sen peygamber olmadan önce de bizim en doğrumuz ve en iyimizdin.

 

İkrime bu konuşmadan sonra Allah Rasulü s.a.v.'in elinden tuttu, Kelime-i Şehâdet söyleyip müslüman oldu.

 

 

 

İhtiyaçları Kadar Alırlardı
Yayın: 11 Mart 2026 14:31:02 Düzenlenmedi


 

Emîr Sultan hazretlerinin çok talebesi vardı. Bunlardan bâzıları gündüzleri oruç tutar, geceleri de sabaha kadar namaz kılarlardı. Haftada bir gün Emîr Sultan hazretlerine gelip, ihtiyâçlarını alıp giderlerdi. Aldıkları ile bir hafta boyunca idâre ederlerdi. İhtiyaçları bitince, yine gelir alırlardı. Bir gün bu talebelerin biri, Emîr Sultan'ın huzûruna gelerek, elini öptü. Emîr Sultan talebesine; "Bulunduğunuz yerdeki müslümanlar iyiler mi? Hâlleri nasıldır?" diye sordu.

Talebe; "Sizin himmetinizle, sıhhat ve selâmetteler, hepsi duâcınızdır." deyince, Emîr Sultan elini cebine soktu ve bir akçe çıkardı. O talebesine verdi ve;

"Bizden onlara selâm söyle, biz hayatta olduğumuz müddetçe bu akçe ile yetinsinler. Bize duâ etsinler. Başkalarına muhtâc olmasınlar." dedi. O talebe, o bir akçeyi alıp, arkadaşlarının yanına geldi ve onlara;

 "Emîr Sultan hazretlerinin size selâmı var." dedi.

Hepsi selâmı ayakta alarak; "Sultan hazretleri ne buyurdular?" diye sordular. Bunun üzerine o talebe;

"Emîr Sultan hazretleri bir akçe verdi ve;

"Ben ölünceye kadar bununla iktifâ etsinler, kimseye muhtâc olmasınlar." buyurdu." dedi.

Bu söz üzerine hepsi dünyâ malından soğudular. Kimseden bir şey almaz oldular. Pencerelerinde bir kutu vardı. Kimin ihtiyâcı olursa, o kutunun içinden bir akçeyi alır, iftar için herkese bir mikdâr ekmek ve üzüm alıp, onunla oruçlarını açarlardı. Ertesi gün o akçe yine yerinde dururdu. Emîr Sultan vefât edinceye kadar ihtiyaçlarını böyle karşıladılar. O akçe yerinden hiç eksilmedi.

 

İki Ekmek Eksik
Yayın: 07 Mart 2026 02:48:05 Düzenlenmedi

 


 

Bir gün iki kişi, Râbia-tül Adeviyye'yi ziyârete geldiler. İkisi de açtı. "Yemeği helâldir" diye içlerinden yemek yemek geçti. O anda kapıya biri gelerek, Allah rızâsı için bir şeyler istedi. Râbia hazretleri evdeki iki ekmeğini buna verdi. Gelen sevinerek gitti. Bir saat kadar sonra bir kişi kucağında bir yığın ekmekle geldi. Râbia hazretleri ekmekleri saydı. On sekiz ekmek vardı. Dedi ki: Ekmekler yirmi olsa gerektir. Ekmeği getiren, ikisini saklamıştı. Çıkarıp iki ekmeği de verdi. Oradakiler hayretle sordular. Bu ne sırdır? Biz senin ekmeğini yemeye gelmiştik. Önümüze koyacağın ekmekleri kapıya gelene verdin. Ardından ekmek geldi. Eksik olduğunu söyledin.

Cevâbında şöyle buyurdu:

 

-Siz ikiniz gelince karnınızın aç olduğunu anladım. Önünüze koyacağım o iki ekmeği kapıya gelene verdim. Allahü teâlâdan bu ekmeklerin misâfirlerin karnını doyuramayacağını, bunun için bir yerine on vermesini istedim. Çünkü Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde (En'âm sûresi 160. ayet-i kerîmesinde) bire on vereceğini bildiriyor. Ben O'nun bu vâdine güvendim. İki ekmek yerine yirmi ekmek geleceğini bildiğim için de ekmeklerin noksan olduğunu söyledim.

Ayakkabının Çamuru
Yayın: 01 Mart 2026 01:15:26 Düzenlenmedi


 

Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsînin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek; "Onunla helâlleşmeden nasıl Cumâ namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü teâlânın huzûrunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecûsînin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecûsî;

"Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca; "Sizden özür dilemeye geldim." dedi. Mecûsî hayretle; "Ne özrü?" diye sordu. O da; "Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu." deyince, Mecûsî hayretle; "Peki ama ne zararı var? Zâten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi.Bâyezîd-i Bistâmî;"Doğru ama, bu bir haktır ve sâhibinin rızâsını almak lâzımdır." dedi.Mecûsî;

"Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dîniniz mi öğretti?" diye sorunca;

 

"Evet dînimiz ve bu dînin peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm öğretti." dedi. Mecûsî;

"O hâlde biz niçin bu dîne girmiyoruz?" diyerek kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu.

 

 

Yalancının mumu yatsıya kadar yanmadı
Yayın: 23 Şubat 2026 10:53:31 Düzenlenmedi

  

Devr-i Saadet'te bir Yahûdi, bir Müslüman'a iftira ederek Peygamberimiz'e şikâyette bulundu:

-Bu adam benim devemi çaldı. Bu deve benimdir, işte şahidlerim, diyerek iki de münâfıklardan yalancı şahid gösterdi.

 

Gerekli inceleme yapıldı, durum Müslüman'ın aleyhine tecelli ederek devenin Yahûdi'nin olduğuna hükmolundu ve deve Müslüman'dan alınarak Yahûdi'ye teslim edildi.

 

Bununla kalsa iyi. Hırsızlık yaptığı için o Müslüman'ın ayrıca eli de kesilecekti. İslâm'ın hükümlerini bilen o sahabî ellerini açarak:

 

-Ya Rabbi! Sen her şeyi bilensin, görüyorsun ki Yahûdi yalancı şahidler göstererek devemi aldı. Şimdi de elim kesilecek. Her gece okuduğum Salavat-ı Şerife'nin yüzü suyu hürmetine sen beni bu belâdan kurtar! Şu anda beni kurtaracak hiçbir merci yok, diyerek Allah'a hulûs-i kalb ile yalvardı.

 

Daha Huzur-u Saadet'ten ayrılmadan deveye Cenab-ı Allah lisan ihsan etti, deve konuşmaya ve hakikatı olduğu gibi söylemeye başladı:

 

-Ya Resûlellah! Ben bu Yahûdi'nin değil Müslüman'ın malıyım. Beni sahibime iade et ki, adalet tecelli etsin, diyerek sahibinin huzuruna varıp diz çöktü.

 

İnsana konuşma hassasını veren Allah değil mi? Neye kadir değil ki, bir Yahûdi'nin karşısında bir Müslüman'ı küçük düşürmekten korudu ve deveye lisan bahşetti. Deve sahibine verildikten sonra Cenab-ı Peygamber Efendimiz, orada bulunanlar da bilsin diye bu Müslüman'a ne ile bu dereceye eriştiğini sordu. O sahabî de:

 

-Ya Resûlellah! Ben her gece sana 10 defa salavat okumadan yatmam! Burada da o salavatın yüzü suyu hürmetine Allah'tan yardım diledim. Allah Celle Celalühü hamdolsun ki benim yüzümü kara çıkarmadı, dedi.

 

Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s):

 

-Ne mutlu sana, salavat hürmetine dünyada elin kesilmekten kurtulduğun gibi, ahirette de cehennem azabından kurtulacaksın, buyurdular.

 

Orada bulunan münâfıkların çoğu îmanlarını yenilediler, kalblerini temizlediler, mü'minlerin ise bir kat daha îmanı ziyadeleşti...

 

Yeni Şafak Gazetesi, 18 Kasım 2001

 

Size Bir Emanetim Var
Yayın: 17 Şubat 2026 00:46:45 Düzenlenmedi


Bir gün dilenci kılığında birisi tarafından Ahmed Kuseyrî'nin evinin kapısı çalınır. Kim olduğu sorulunca, Ahmed Kuseyrî'yi görmek istediğini söyler. Evde olmadığı bildirilince;

- Size bir emânetim var." diyerek bir dağarcık, bir torba ve küçük bir çıkını bırakıp almalarını söyleyerek ayrılıp gider. Giderken de;- Sonra uğrarım." der.

Ahmed Kuseyrî hazretleri geç vakit eve gelir. Hanımı da kapıya gelen ziyâretçiden ve bıraktıklarından bahsetmeyi unutur. Gece yarısı mutfaktan sesler işiterek gidip bakarlar. Bırakılan küçük kaptan kazanlar dolduracak kadar bal taşıyor. Torbadaki bir avuç darı çuvallar dolduracak kadar artıyor. Çıkından ise çil çil altınlar taşıp yerlere dökülüyor.Ahmed Kuseyrî;- Nedir bu hâller? diye sorunca hanımı şaşkın vehayretler içinde;

- Bilmiyorum." der.

Ahmed Kuseyrî;- Bugün bize gelen oldu mu? diye sorar.

 

Hanımı hatırlayıp;

- Evet bir ihtiyar geldi. Sizi sordu. Sonra uğrarım diyerek bunları bıraktı. Bereketlenip taşan bu şeyler ona âittir, dedi. Ahmed Kuseyrî hazretleri bir an düşünüp;

 

- Bu gelen Hızır aleyhisselâm mıydı yoksa? deyince, bırakılan kaplardaki artmalar ve taşmalar durdu.

 

Böylece Hızır aleyhisselâmın bereketine kavuştular.

Ben sustum!
Yayın: 31 Ocak 2026 15:19:37 Düzenlenmedi

Ben sustum!

Susmuyor yüreğimi kavuran kasırga

Pencereme vuran yağmur damlaları

Susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar

Gelmiyor bahar

Kuşlar sevinmiyor

Yıldızlar küs

Ay üzgün

Güneş doğmuyor

Acılar dinmiyor

İçimde binlerce şiir kanıyor her gece

Kimse bilmiyor...

 

    >>>>>>>>>Dilem Yasak

00:00

Yıldızlar göz kırpıyor

Sabret vuslat yakın diyorlar sanki

Bir bilseler ben ne haldeyim

Suskunluğumda gizliyorum özlemini

Bakma sen suskunluğuma,

Akıp gitse mevsimler

Değişse de zaman

Sanma ki tükenir sevdam...

Hüznün rengi sardı her yeri..
Yayın: 23 Ocak 2026 11:57:38 Düzenlenmedi

Hüznün rengi sardı her yeri..

Yaza yaza seni eskittiğim bir sarı defter,

Sonun olmadan geçti gitti işte yine son bahar..

Sonrası...

Yine kış! Yine soğuk..

Yine ayazda yüreğim..

Bu kaçıncısı, unuttum!

Sonrası sonrası hep aynı..

Dedim ya..

Sen benden gittin gideli,

Herşey ayni,

Sadece ama sadece,

Sana bakarken bir mucizeye inanan gözlerimin yeşili soldu..

İşte hepsi bu..!

 

________Dilem

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
ŞİİRLER YETİM KALDI… VURAL ŞAHİN HAYATINI KAYBETTİ
Atiye Danış
Yaşamak Zorlaştıysa, Bir Şeyler Yanlış Gidiyordur
AYFER KILIÇ
KARA SEVDA
DİLEM YASAK
BİLİRMİSİN SEN
Emel Topal
CUMHURİYET'İN İLK VİLAYETİ
FERDA NAYMAN
SENİ BULDUM
M.ilknur Öztürk
ŞİİR 25
Mehmet Mustafa Dogan
SAĞLIKLI YAŞAM SIRLARI
Murat OKUDUCU
İslam' da Özgürlük Ve Sorumluluk
MUSTAFA ŞAYIK
DAĞINIKLIĞIN BEDELİ,SAVAŞIN GERÇEĞİ
Neval Kütük
GÜVEN GÜCÜ
RAMAZAN GÜÇLÜ
DJİTAL VE SOSYAL DETOKS
Tandoğu Yazıcı
12 Mart 1918
Yukarı