logo
Yükleniyor...
logo
add image
ALİ DUYSAK

ALİ DUYSAK

aliduysak2015@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 4,856

Son Köşe Yazıları

ŞİİRLER YETİM KALDI… VURAL ŞAHİN HAYATINI KAYBETTİ
Yayın: 29 Mart 2026 17:40:29 Düzenlenmedi


Hayat bazen en kıymetli insanları, en beklenmedik anlarda alır bizden.

Bugün, kelimelere ruh veren, dizelere hayat katan değerli abim, ustam, ünlü söz yazarı ve şair Viral Şahin’in vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.

 

O sadece bir söz yazarı değildi…

O, duyguların tercümanıydı.

Kaleminden dökülen her cümle, bir yüreğe dokunur, bir yaraya merhem olurdu. Şiirlerinde bazen kendimizi bulur, bazen de söyleyemediklerimizi onun dizelerinde haykırırdık.

 

Bugün ise o güçlü kalem sustu…

Ama ardında bıraktığı eserler, onun sesini yaşatmaya devam edecek.

 

Şiirler öksüz kaldı belki…

Ama bizlere bıraktığı anlamlı sözler, her zaman yolumuzu aydınlatacak.

 

Değerli abim, ustam…

Seni tanımak bir onurdu. Aynı ortamda bulunmak, aynı havayı solumak bizler için büyük bir şanstı.

 

Mekânın cennet olsun.

Ruhun şad olsun.

Kalemin hiç susmayacak… çünkü sen, yazdıklarınla hep yaşayacaksın.

 

Başımız sağ olsun.

 

VURAL ŞAHİN KİMDİR

 

Şair. 1956, Trabzon doğumlu.Şair Erol Şahin’in kardeşidir. Ankara Yenimahalle Meslek Lisesi Elektronik Bölümünü bitirdi. Uzakdoğu sporları eğitimciliği yaptı. Serbest çalıştı. 1970’li yıllarda Halk Oyunları ve Turizm Derneğinin (HOYTUR) bağlama grubunu çalıştırdı. Bağlama, ud ve tanbur çaldı, besteler yaptı. Kelebek, Hey, Bulvar, Ayna, Eflatun, Gürpınar, Ana, Trabzon Hizmet, İremcik, Trakya Expres gibi gazete ve dergilerde şiirleri yayımlandı. Bazı şiirleri, Orhan Gencebay, Özer Şenay, Vedat Yıldırımbora, Hüsnü Üstün, Alaeddin Şensoy, Yılmaz Tatlıses ve Yavuz Taner tarafından bestelendi. Haftalık Müzik Magazin dergisinin “Mısraların Dili” şiir köşesini üç yıl yönetti. 1989 yılında TV programı “5. Mevsim”de metin yazarı olarak yer aldı.

 

ESERLERİ (Şiir):

 

Mahşere Kadar (1983), Denizde Üç Damla (Necdet Şahin ve Erol Şahin ile, 1992), Mısraların Dili Şiir Antolojisi (1992). KAYNAK: Murat Yüksel / Geçmişten Günümüze Trabzon Şairleri 3-Cumhuriyet Dönemi (1993), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

 

 

SİZE DEĞER VERENİN DÜŞMANI, SİZİ HİÇE SAYANIN KÖLESİ
Yayın: 27 Mart 2026 04:59:27 Düzenlenmedi


 

Hayatın en acı çelişkilerinden biri de insanın değer bilme konusundaki zaafıdır. Çoğu zaman bize kıymet veren, yanımızda duran, zor günümüzde elimizi tutan insanları görmezden geliriz. Hatta bir süre sonra onların varlığını sıradanlaştırır, söylediklerini önemsemez hale geliriz. İşte tam da o noktada, farkında olmadan bize değer verenin düşmanı oluruz.

 

Öte yandan, bizi hiçe sayan, yokmuşuz gibi davranan, ilgisini esirgeyen insanların peşinden koşarız. Onların bir bakışı, bir sözü bizim için büyük anlam taşır. Kırıntı halindeki ilgiyi bile büyütür, kendimize pay çıkarırız. Böylece, aslında bizi yok sayanın adeta kölesi haline geliriz.

 

Bu bir tercih midir, yoksa insan doğasının bir zaafı mı? Belki de her ikisi… İnsan, kolay elde ettiğinin kıymetini bilmez derler. Emek verilmeden kazanılan ilgi, sevgi ya da dostluk zamanla değersizleşir. Ama ulaşılması zor olan, mesafe koyan, ilgisini esirgeyen kişi daha cazip gelir. Çünkü zordur, çünkü mücadele gerektirir.

 

Oysa gerçek değer; zor olanda değil, samimi olanda gizlidir. Sizi gerçekten anlayan, dinleyen, destekleyen insanlar hayatın en büyük hazinesidir. Ama biz çoğu zaman bu hazineyi görmeyiz. Gözümüz hep uzakta, ulaşılması zor olanda olur.

 

Bir gün gelir, sizi gerçekten seven insanlar yorulur. Geri çekilirler. İşte o zaman fark edersiniz; aslında en büyük kaybı yaşadığınızı… Çünkü sizi hiçe sayanlar hiçbir zaman sizin olmamıştır, ama değer verenleri siz kaybetmişsinizdir.

 

Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Ben kimin peşinden gidiyorum ve kim benim yanımda duruyor?”

 

Cevabı dürüstçe verdiğimizde, hayatımızdaki pek çok yanlışı da görmeye başlarız. Çünkü gerçek değer, peşinden koştuğumuzda değil; yanımızda kalmayı seçenlerde saklıdır.

Sosyal Medya Çığrından Çıktı: Birileri “Dur” Demeli!
Yayın: 23 Mart 2026 05:07:20 Düzenlenmedi


 

Bir zamanlar insanlar sosyal medyada anılarını paylaşır, dostluklarını pekiştirir, bilgi edinir ve kendini ifade ederdi. Bugün ise aynı mecralara baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Özellikle hikâye paylaşımları… Artık sınır tanımıyor.

 

TikTok, Facebook, Instagram… Fark etmiyor. Hikâyeler adeta kontrolsüz bir alan hâline geldi. Argo kelimeler, seviyesiz ifadeler, ima dolu paylaşımlar ve giderek daha da rahatsız edici içerikler… Üstelik bu içeriklerin çoğu, gençlerin ve hatta çocukların gözünün önünde.

 

Peki ne oldu bize?

 

Toplum olarak bir çizgiyi sessizce aştık. “Eğlence” adı altında her şeyin normalleştirildiği bir döneme girdik. Utanma duygusu, mahremiyet kavramı ve toplumsal değerler adım adım geri plana itildi. Artık bazı paylaşımlar açıkça bir hayat tarzı değil, adeta bir yozlaşma göstergesi.

 

Daha da endişe verici olan şu: Bu durum tepki çekmek yerine alkışlanıyor. Beğeni sayısı arttıkça içeriklerin dozu yükseliyor. Sınır yok, filtre yok, sorumluluk yok.

 

Sosyal medya platformları ise bu gidişata ya göz yumuyor ya da yetersiz önlemlerle durumu geçiştiriyor. Oysa bu sadece bireysel bir mesele değil; bu, toplumsal bir dönüşümün aynasıdır. Ve bu aynada gördüğümüz şey pek iç açıcı değil.

 

Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

 

Bu gidişat nereye?

 

Gençler neyi örnek alıyor? Çocuklar neyi normal sanıyor? Aileler neyi gözden kaçırıyor?

 

Birileri gerçekten “dur” demeli. Ama bu sadece yetkililerin ya da platformların görevi değil. Bu sorumluluk hepimizin. Çünkü susarak, görmezden gelerek ya da “bana ne” diyerek bu çöküşün bir parçası hâline geliyoruz.

 

Unutmayalım: Toplum, neyi izliyorsa ona dönüşür.

 

Ve eğer bugün izlediğimiz şey buysa… Yarın ne olacağımızı tahmin etmek hiç de zor değil.

Nerede O Eski Bayramlar…
Yayın: 19 Mart 2026 21:14:02 Düzenlenmedi


 

Takvimler yine bayramı gösteriyor… Sokaklar süslenmiş, vitrinler rengârenk, herkes bir telaş içinde. Ama içimizde bir eksiklik var, tarif etmesi zor bir boşluk… Dilimizde hep aynı cümle: “Nerede o eski bayramlar?”

 

Eskiden bayramlar bir başka güzel olurdu. Günler öncesinden hazırlıklar başlar, evler dip bucak temizlenirdi. Anneler mutfakta tatlı telaşında, babalar alışveriş derdinde… Çocuklar ise bayram sabahını iple çekerdi. Yeni alınan kıyafetler yatağın başucuna konur, heyecandan uyku bile zor gelirdi.

 

Bayram sabahı erkenden kalkılır, en güzel kıyafetler giyilir, büyüklerin elleri öpülürdü. O sıcak tebessüm, o içten “Bayramın mübarek olsun” dileği… İşte bayramın ruhu tam da buydu. Harçlıklar belki küçüktü ama mutluluğu kocamandı.

 

Mahalle kültürü vardı bir zamanlar… Kapılar hiç kapanmaz, herkes birbirine uğrardı. Kimsenin davet beklediği yoktu. Bir tabak tatlıyla girilen evden, bir fincan kahve ve bolca muhabbetle çıkılırdı. Bayram sadece bir gün değil, günler süren bir birlik ve beraberlikti.

 

Şimdi ise her şey biraz daha farklı… Zaman hızlandı, insanlar yoruldu. Bayramlar çoğu kişi için sadece tatil planlarına dönüştü. Büyüklerin kapısını çalmak yerine telefonla mesaj atmak yeterli görülüyor. Oysa bir sarılmanın, bir el öpmenin yerini hiçbir şey tutamaz.

 

Belki de sorun bayramlarda değil… Biz değiştik. Kalabalıklar içinde yalnızlaştık. O eski samimiyeti, o içtenliği kaybettik. Oysa bayram, sadece bir gün değil; bir gönül işi, bir hatırlama, bir hatırlanma meselesidir.

 

Yine de umut var… Çünkü bayram ruhu aslında hâlâ içimizde bir yerde yaşıyor. Belki biraz hatırlamaya, biraz yavaşlamaya ihtiyacımız var. Bir kapıyı çalmak, bir büyüğün gönlünü almak, bir çocuğu sevindirmek… İşte o zaman bayram yeniden bayram olur.

 

Belki eski bayramları geri getiremeyiz… Ama onların güzelliğini yaşatabiliriz.

 

Unutmayalım…

Bayram; paylaşınca güzel, hatırlayınca anlamlıdır.

Güle Güle Ramazan…
Yayın: 17 Mart 2026 02:41:15 Düzenlenmedi


 

Bir Ramazan ayının daha sonuna geldik. Günler nasıl geçti, insan bazen farkına bile varamıyor. Daha dün gibi sahura kalktığımız, ilk iftar sofralarında bir araya geldiğimiz o günler şimdi tatlı bir hatıra olarak gönlümüzde yerini aldı. Şimdi ise içimizde hem bir hüzün hem de bayramın yaklaşmasının verdiği güzel bir heyecan var.

 

Ramazan; sadece aç kalmak değil, sabretmeyi öğrenmekti. Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlamaktı. Paylaşmanın, yardımlaşmanın, gönül almanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha yaşadık. Kapısını çaldığımız bir ihtiyaç sahibinin duası, bir yetimin yüzündeki tebessüm, bir büyüğün hayır duası Ramazan’ın en güzel hediyeleri oldu.

 

Bu ayda kırgınlıklar unutuldu, gönüller yumuşadı. İnsanlar birbirine biraz daha yakınlaştı. İftar sofraları sadece yemek değil, aynı zamanda muhabbetin, kardeşliğin ve paylaşmanın sofrası oldu.

 

Şimdi Ramazan’a veda ederken içimizde hafif bir burukluk var. Çünkü Ramazan, insanın kalbine dokunan, ruhunu temizleyen mübarek bir misafir gibi gelir ve çok çabuk gider. Ama geride bıraktığı güzellikler, yapılan iyilikler ve edilen dualar kalbimizde yaşamaya devam eder.

 

Şimdi kapımızda bayram var…

Bayram; kavuşmanın, barışmanın ve sevinmenin adıdır. Büyüklerin ziyaret edildiği, küçüklerin sevindirildiği, küskünlerin barıştığı o güzel günlerdir.

 

Güle güle Ramazan…

Bize sabrı, paylaşmayı ve merhameti hatırlattığın için teşekkür ederiz.

 

Hoş geldin bayram…

Getirdiğin umut, huzur ve kardeşlik duyguları tüm gönülleri sarsın.

 

Dileğimiz odur ki; tutulan oruçlar, edilen dualar ve yapılan iyilikler kabul olsun. Bayramın bereketi, sevinci ve huzuru bütün evlere, bütün gönüllere ulaşsın.

Ramazan Giderken… Gönlümüzde Kalanlar
Yayın: 11 Mart 2026 14:25:32 Düzenlenmedi

Bir ay boyunca sofralarımızda bereket, gönüllerimizde huzur vardı. Şimdi ise Ramazan’ın son günlerine yaklaşırken insanın içine tarif edilmesi zor bir duygu çöküyor. Sanki çok sevdiğimiz bir misafir valizini toplamaya başlamış gibi… Ramazan, sadece aç kalmak değildi. Aslında o; sabrı hatırlamak, paylaşmanın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden anlamaktı. İftar sofralarında bir araya gelen aileler, komşularla paylaşılan bir tabak yemek, kapısı çalınan ihtiyaç sahipleri… İşte Ramazan’ın gerçek ruhu tam da buydu. Bu mübarek ay boyunca belki de en çok unuttuğumuz değerleri yeniden hatırladık. Bir selamın, bir tebessümün, bir dua etmenin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördük. Sokaklarda iftar telaşı, camilerde teravih huzuru, sahur vakti şehirlerin o sessiz ama anlamlı hali… Tüm bunlar Ramazan’ın kalbimize bıraktığı izler oldu.

 

Şimdi Ramazan yavaş yavaş vedaya hazırlanırken insanın içinden şu geçiyor:

Keşke yılın her günü Ramazan’daki gibi merhametli, paylaşımcı ve sabırlı olabilsek Çünkü Ramazan aslında bize bir ay boyunca bir şey öğretti: İnsan olmak, paylaşmak ve gönül almak…

 Bu yüzden Ramazan giderken geride sadece boşalan sofralar değil; dolan gönüller, edilen dualar ve yapılan iyilikler kalmalı. Unutmayalım ki gerçek Ramazan, takvimden çıkınca bitmez. Eğer kalbimizde yaşatabiliyorsak, o ruh bütün yıl bizimle kalır.

 

Ramazan giderken içimizde bir hüzün bırakır ama aynı zamanda bir umut da bırakır…

Daha iyi bir insan olma umudu.

Varsın Hepiniz Haklı Olun… Ama Benden Uzak Durun
Yayın: 07 Mart 2026 02:55:28 Düzenlenmedi


 

Bazen insan susar… Çünkü anlatmanın, açıklamanın, kendini savunmanın artık bir anlamı kalmamıştır. Herkesin kendi doğrusu vardır, herkes kendi penceresinden bakar hayata. İşte tam da bu yüzden diyorum ki; varsın hepiniz haklı olun… Ama benden uzak olun.

Hayat insana çok şey öğretir. En çok da insanların gerçek yüzünü gösterir. İyilik yaptığınızda kıymet bilmeyenleri, zor zamanınızda yanınızda olmayanları, iyi niyetinizi zayıflık sananları tek tek tanırsınız. Ama bütün bunlara rağmen insanın içindeki vicdan değişmez.

Ben de değişmedim…

Evet, artık eskisi kadar saf değilim. Artık herkese aynı güvenle yaklaşmıyorum. Ama şunu da herkes bilsin ki; ben iyilik yapmaktan vazgeçmeyeceğim. Çünkü iyilik, başkalarının değil insanın kendi karakterinin göstergesidir.

Birileri kötülükle karşılık verebilir, birileri nankörlük edebilir, birileri arkanızdan konuşabilir. Ama insanın kendine olan saygısı, yaptığı iyiliklerden vazgeçmemesiyle ölçülür.Ben kimseye benzemedim, ben kimse gibi de olmayacağım.

 

Bugün bazıları beni anlamayabilir, bazıları yanlış yorumlayabilir. Ama önemli olan onların ne düşündüğü değil, benim vicdanımın ne söylediğidir.

 

Unutmayın…

Ben hâlâ iyilik yapmaya devam edeceğim. Ama artık herkese değil.

Ve şunu da herkes iyi bilsin:

Ben hâlâ aynı kalbe sahibim ama artık eski ben değilim.

Nankörlük İhanettir
Yayın: 01 Mart 2026 01:23:08 Düzenlenmedi


 

Nankörlük, basit bir vefasızlık değildir.

Nankörlük, düpedüz ihanettir.

İnsanın çıkarı uğruna;

kendisine omuz verenleri,

zor gününde yanında duranları,

yola birlikte çıktıklarını

bir kalemde silip atmasıdır.

Daha acı olanı ise şudur:

Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişmektir.

Bu sadece bir tercih değil, bir karakter meselesidir.

Menfaat devreye girdiğinde;

dostluk unutulur,

emek hiçe sayılır,

geçmiş inkâr edilir.

Bir zamanlar “canım” dediklerin, bir anda yük oluverir.

Çünkü çıkarın olduğu yerde vicdan susar.

Nankör insan, hafızası zayıf olandır.

Kim sayesinde ayakta durduğunu hatırlamaz.

Kimle düştüğünü, kimle kalktığını bilmez.

Güç değişince taraf değiştirir,

rüzgâr nereye eserse oraya savrulur.

Oysa insanı insan yapan;

vefa, sadakat ve duruştur.

Menfaat bittiğinde de aynı yerde durabilmektir.

Güçlüyken değil, zor zamanlarda karakterli kalabilmektir.

 

Bugün çıkar için sevdiklerini harcayanlar,

yarın çıkarları bittiğinde yalnız kalır.

Çünkü vefasızlık bulaşıcıdır;

ihanet eden, bir gün ihanete uğrar.

Unutulmamalıdır ki;

yolda buldukların seni yarı yolda bırakabilir

ama yola çıktıkların seni asla satmazdı.

Ta ki sen onları satana kadar…

BASIN AYAKLAR ALTINDA
Yayın: 23 Şubat 2026 08:57:29 Düzenlenmedi


 

Basın; bir meslekten öte, bir duruştur.

Kalemle, emekle, bedelle ve yıllarla inşa edilir.

Geceyle gündüzün birbirine karıştığı, haber uğruna aileden, sağlıktan, hatta can güvenliğinden vazgeçilen bir mücadele alanıdır.

 

Ama ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada basın ayaklar altındadır.

 

Yıllarını bu mesleğe adamış, sokakta, adliyede, afet alanında, tehdit altında görev yapan gerçek gazeteciler yok sayılırken; meslekle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler birkaç ay heves edip, üç beş kuruşa bir internet sitesi açarak kendilerini “gazeteci” ilan edebilmektedir.

 

Bu nasıl bir çelişkidir?

 

Bir tarafta;

etikle yoğrulmuş, kamu yararını önceleyen, sorumluluğun ne demek olduğunu bilen gerçek basın emekçileri…

 

Diğer tarafta;

haberin ne olduğunu bilmeden, teyit nedir duymadan, sadece tıklanma ve reklam uğruna kopyala-yapıştır yapan, mesleğin onurunu ayaklar altına alan sözde yayıncılar…

 

Gazetecilik;

kartvizit bastırmakla,

sosyal medyada sayfa açmakla,

üç beş dedikodu haberi paylaşmakla yapılmaz.

 

Gazetecilik;

sorumluluktur.

Gazetecilik;

bedel ödemektir.

Gazetecilik;

toplum adına soru sorabilme cesaretidir.

 

Ama bugün ne görüyoruz?

 

– Meslek ilkeleri yok sayılıyor,

– Emek değersizleştiriliyor,

– Basının itibarı bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yerle bir ediliyor.

 

Daha da acı olan şudur:

Bu tabloya sessiz kalındıkça, gerçek gazeteci daha fazla eziliyor; mesleğin içi her geçen gün biraz daha boşaltılıyor.

 

Bakıyorum;

onlarca dernek, onlarca yapı var…

Ama bir tanesi bile çıkıp demiyor ki:

“Siz kimsiniz?

Bu mesleği hangi yetkiyle yapıyorsunuz?”

 

Denetim yok.

Sorumluluk yok.

Herkes cebini düşünüyor.

 

Yazıklar olsun.

 

Buradan açıkça soruyorum:

Bir mesleğin kapısı bu kadar sahipsiz mi bırakılır?

Gazetecilik bu kadar ucuzlatılabilir mi?

 

Artık bir dur denilmesi gerekiyor.

 

Basın meslek örgütleri, yerel ve ulusal kurumlar, gerçek gazeteciler bu gidişata sessiz kalmamalıdır.

Aksi halde yarın;

haberin değil dedikodunun,

bilginin değil iftiranın,

emeğin değil ucuzluğun konuşulduğu bir medya düzeniyle karşı karşıya kalırız.

 

Bu yazı bir serzeniş değildir.

Bu yazı bir feryattır.

Bu yazı, yıllardır görmezden gelinen basın emekçilerinin çığlığıdır.

 

Basın, ayaklar altında değil;

hak ettiği yerde olmalıdır.

 

Ve unutulmamalıdır ki:

 

Gazetecilik, herkesin yapabileceği bir iş değildir.

Ama ne yazık ki bugün, herkesin kirletebileceği bir meslek haline getirilmiştir.

11 Ayın Sultanı Ramazan’a Hoş Geldin
Yayın: 17 Şubat 2026 00:41:20 Düzenlenmedi


 

Bir hilalin gökyüzünde belirmesiyle kalplerimize sükûnet, sofralarımıza bereket, hayatımıza anlam gelir. 11 ayın sultanı Ramazan, yine kapımızı çalıyor. Yorgun ruhlarımızı dinlendiren, kırgın gönülleri onaran, insanı insana yaklaştıran bu mübarek ay; yalnızca aç kalmak değil, nefsin terbiyesi, kalbin arınması ve vicdanın uyanışıdır.

 

Ramazan; sabrın, paylaşmanın ve merhametin adıdır. İftar vaktine kadar beklerken öğreniriz sabrı; bir lokmayı paylaşırken çoğalır bereket; bir yetimin başını okşarken genişler kalbimiz. Bu ay, hızla akan hayatın içinde durup düşünmeyi, susup dinlemeyi, eksiklerimizi fark edip tamamlamayı öğretir. Ezanla birlikte açılan oruçlar, aslında gönlümüzün de açılışıdır.

 

Bu mübarek zaman diliminde sofralar sadeleşir, kalpler zenginleşir. Gösterişten uzak bir tabak çorba, samimi bir selamdan daha kıymetli değildir. Ramazan; komşuyu hatırlamaktır, kapıyı çalmaktır, hal hatır sormaktır. Bir tebessüm, bir dua, bir yardım eli; hepsi bu ayda anlamını katbekat artırır.

 

Teravihlerle geceler aydınlanır, sahurlarla umut tazelenir. Kur’an’ın rehberliğinde kendimize döner, hatalarımızla yüzleşir, yarınlara daha temiz niyetlerle yürürüz. Ramazan, yeniden başlama cesareti verir insana. Kırılanı onarmak, küskünü barıştırmak, eksileni tamamlamak için en güzel fırsattır.

 

Bugün dünyanın dört bir yanında savaşların, yoksulluğun ve adaletsizliğin gölgesinde yaşayan milyonlar varken; Ramazan bize duyarlı olmayı hatırlatır. Sadece kendi soframızı değil, başkalarının sofrasını da düşünmeyi; sadece kendi derdimizi değil, başkalarının yükünü de omuzlamayı öğretir. Çünkü Ramazan, ben demekten biz demeye geçiştir.

 

Bu duygu ve düşüncelerle, Ramazan’ın ülkemize ve tüm İslam âlemine sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyorum. Duaların kabul olduğu, gönüllerin birleştiği, iyiliğin çoğaldığı bir Ramazan olsun.

 

Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
ŞİİRLER YETİM KALDI… VURAL ŞAHİN HAYATINI KAYBETTİ
Atiye Danış
Yaşamak Zorlaştıysa, Bir Şeyler Yanlış Gidiyordur
AYFER KILIÇ
KARA SEVDA
DİLEM YASAK
BİLİRMİSİN SEN
Emel Topal
CUMHURİYET'İN İLK VİLAYETİ
FERDA NAYMAN
SENİ BULDUM
M.ilknur Öztürk
ŞİİR 25
Mehmet Mustafa Dogan
SAĞLIKLI YAŞAM SIRLARI
Murat OKUDUCU
İslam' da Özgürlük Ve Sorumluluk
MUSTAFA ŞAYIK
DAĞINIKLIĞIN BEDELİ,SAVAŞIN GERÇEĞİ
Neval Kütük
GÜVEN GÜCÜ
RAMAZAN GÜÇLÜ
DJİTAL VE SOSYAL DETOKS
Tandoğu Yazıcı
12 Mart 1918
Yukarı