AYVALIK DERE
Ayvalık Dere Köprüsü,
Nilüfer çayı üstünde;
Kimsenin olmaz korkusu
Nilüfer Çayı üstünde.
İlmek ilmek tarih kokar,
Geçenler imrenip bakar,
Bir selâmı hemen çakar
Nilüfer Çayı üstünde.
Kurda kuşa umut verir,
Onu gören hemen gelir,
Yüreğe dokunur kalır
Nilüfer Çayı üstünde.
Çayır çimen, gelincikler,
Dostları bördü böcekler,
Kanat çırpan nice renkler
Nilüfer Çayı üstünde.
Ördekler neşeyle yüzer,
Çoluk çocuk zevkle gezer,
Uzaktan ay sizi süzer
Nilüfer Çayı üstünde.
Özgen çay bahçesi yanda
Müzik sesi gelir anda,
Meraklıysan gel gör sende
Nilüfer Çayı üstünde.
Nice güzellikler saklı
Tarihlerinde dir aklı
Yeşil Bursa’mız çok farklı
Nilüfer Çayı üstünde.
Karşıdadır Uludağ ’ım,
Bereketli üzüm bağım,
Kuvvetlidir aile bağım
Nilüfer Çayı üstünde.
Kültüre ağırlık verir
Nazım Hikmeti de görür
Bilgiyle donanıp durur
Nilüfer Çayı üstünde.
Dere boyunda çınarlar,
Hemen gelir yorulanlar,
Ne mutludur görsen anlar
Nilüfer Çayı üstünde.
Yüzüncü Yıl Muhtarlığı,
Yanı başta çay ocağı,
Sağlık verir yudum çayı
Nilüfer Çayı üstünde.
Anlatarak bitiremem,
Uzaktaysan gelin demem,
Yakındaysan gelin hemen
Nilüfer Çayı üstünde.
Beydağı’nın Kızı yazdı,
Gelip görsen bütün yanı,
Tarih kokusudur şanı
Nilüfer Çayı üstünde.
BEYDAĞI’NIN KIZI
Günvar KORKMAZ
13.02.2026
Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:
-Söyledikleri doğrumu diye sorar.
Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :
-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin...Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.
Hz Ömer dayanamaz derki:
-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,
-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As' dan başkası değildir. Hz Ömer Amr 'a dönerek
-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabi:
-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr'ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,
-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.
-Biz de sözümüzün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
Hz Ömer gence dönerek derki,
-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.
Genç vakurla başını kaldırır ve:
-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr'a derki,
-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?Amr :-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.
Sıra gençlere gelir derlerki,
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :
-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?
Gençlerin cevabı dehşetlidir :
- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.
İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.'in arkadaşlarından, o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A'meş, bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş, ama hanımı kocasına kırgın olduğu için, adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.
Adam öfkeyle:
-Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp, azarladı. Fakat bir cevap alamadı.
A'meş'in kızı babasına:
-Bu gece olmasa da, yarın sabah konuşur seninle, dediyse de adamın öfkesi dinmedi:
-Eğer bu gece benimle konuşmazsa, benden kesin boş olsun, dedi.
Kızcağız da annesini konuşması için ikna etmeye çalıştı. Ama annesi inat etti, konuşmamakta direndi.Karısının konuşmamakta kararlı olduğunu gören A'meş'in ise az önce öfkeyle ettiği yeminin ciddiyeti aklına geldi, söylediğine pişman oldu. Eşiyle boş olmaktan kurtulmak için care düşünmeye başladı. Gecenin bir yarısında giyinip evden cıktı. Doğru Ebu Hanife Hazretlerinin evine gitti. Ebu Hanife onu içeri alıp derdini sordu. A'meş karısıyla olan hadiseyi anlattı, dert yandı:
-Bu kadın bu tavrıyla benden kurtulup kaçmak istiyor. Beni sıkıntıya sokmasından korkuyorum. Kendisi çocukların annesidir. Onu boş olmaktan kurtarıp beni rahatlatacak bir care var mı? diye sordu.
Ebu Hanife:
-Üzme kendini. Allah'ın izniyle bir care bulunur, dedi.
Ebu Hanife, A'meş'in oturduğu yerdeki mescidin müezzinine haber gönderip yanına çağırdı. Bu gece sabah ezanını henüz vakti girmeden okumasını tenbihledi. A'meş de evine dönüp, ezanı beklemeye başladı. Daha sabah olmadan okunan ezanı duyan A'meş'in hanımı, sabah oldu da boşanması gerçekleşti zannederek konuştu:
-Oh be! dedi. Senden kurtuldum, kötü huylu herif!
A'meş ise kıs kıs gülerek cevap verdi:
-Henüz sabah olmadı. Sen de konuşup yeminimi bozdun. Bize çare gösterenden Allah razı olsun.
Yusuf Yavuz
Semerkand dergisinden alınmıştır.
Bir isyankar görürseniz meyhanelerde
Bilinki o benim işte
Ağlayarak geziyorsa caddelerde
Bilinki o benim işte
Okul bahçesinde bir ümitsiz geziyorsa
Bilinki o benim işte
Ayrılık acısıyla yıkılmış ağlıyorsa
Bilinki o benim işte
Ümitsiz gözleri yaşla dolmuş
Kuruyan gülleri elinde kalmış
Kuytu köşelerde kahrolmuş
Birini görürsen bilki o benim işte
Kaderi evvelden kötü yazılmış
Kefeni dikilmiş kabri kazılmış
Aşk yüzünden sevdiğine isyan etmiş
Birini görürseniz bilinki o benim işte
AYFER KILIÇ
Kırgınım kendime
Hayata rengarenk bakmadı diye
Kırgınım kendime
Yolda yürürken dimdik yürümedim
Diye ..
Kendime verdiğim sözleri yerine
Getirmedim diye.
Kırgınım kendime
Korkak bir kedi gibi köşeye
Sıkıştı diye.
Kırgınım kendime
Hep kendini başkalarına
Feda ettim diye.
Benim kırgınlığım kimseye değil
Sadece kendime ..
KIRGINIM işte kırgın
AYFER KILIÇ
KÖLN / ALMANYA
Duydum da sevdayı
Hiç duymadım kara sevdayı
Olurmu öyle şey
sevdanın karasımı var derdim hep
Büyük konuşmuşum meğer
Büyük..
Varmış sevdanın karası
düşmeye gör bir kere
Etrafında ordu kadar insan olsa
Yanlız hissedersin kendini
Her tarafın aydınlıkken
Karanlıkta zannedersin
kendini
Oturursun bir köşeye
dalarsın düşüncelere
Sonra içini derin bir hüzün kaplar
Simsiyah bir duman sarar etrafını
Nefes almakta güçlük çekersin
Sanki
yüreğine bir hançer saplanır
Hissedersin o acıyı ciğerinin derininde
Yavaş yavaş
eridiğini fark edersin
Düşmeyin sevdanın karasına
Zordur kara sevda....
AYFER KILIÇ
KÖLN ALMANYA
GÜNÜN DUYGU SÖZÜ
SEVDİGİNE UZAK OLAN
HER YER GURBETTİR
AYFER KILIÇ
KÖLN ALMANYA
Ne zormuş gurbette gelin olmak
Yoldan geçene tanıdık mı diye bakmak
Anaya babaya kardeşe hasret kalmak
Ne zormuş gurbette gelin olmak
Sanki insanın boğazına düğümlenir
Aldığı her nefes yutkunamazsın
Öleceğine zannedersin ama
Onu da beceremezsin gurbette
Zordur gurbette hayat
Sılaya hasret sılaya özlem
Yutkunmak bile ağır geliyor insana
Çok zordur gurbette gelin olmak
Gurbette yapa yanlız kalmak…..
Ne zormuş gurbette gelin olmak
AYFER KILIÇ
Sokaklarda sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum.
Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası için yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kabaklaşmıştı. Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da ikaz etmekten geri kalmıyordu:
– Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık geç kalsan, aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku içinde bekliyorum.
O an için nefsi ve şeytan birlik olup vesvese vermeye başladılar:
– Sen zaten zor geçinen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna!
Fakat imanı ve vicdanı da şöyle sesleniyorlardı:
– Para dediğin şey böyle gün için lazım olur. Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir. Çocukları aç durumda, Onu namusunu kirleterek, para kazanma zorunda bırakmamalısın.
Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş, cebindeki lastik parasını tümüyle kadıncağıza uzatarak:
– Al bacım, namusunla yaşa. Bu para bir müddet seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! dedi. Minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken kadının:
– Sen benim ihtiyacımı karşıladın, Allah da senin ihtiyacını karşılasın! duasını duydu. Gün boyunca kulaklarında çınlayan bu duaya hep (amin) dedi.
Akşam eve gelince beklediği soruyla yine muhatap oldu.
– Hâlâ değiştirmemişsin lastiklerini...
– Bir lastikçiyle anlaştım. Yeni lastikler gelince hemen değiştirecek... diyerek geçiştirdi.
Bu geçiştirme işi birkaç gün devam etti. Bir akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış, “Bu defa ne diyeceğim?” diye düşünürken beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Hanım kendisine adres yazılı bir kağıt uzattı, sonra da şöyle dedi:
– Bugün bir lastikçi geldi, şu adresi verdi. “Yarın bana mutlaka gelsin, lastiklerini değiştireceğim” deyip gitti. Al şu adresi. Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. Çünkü böyle bir lastikçi ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi. İlk işi kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hiç görmemiş, buraya hiç gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık iki tarafta da yaşandı. Lastikçi:
– “Sen o musun?” deyip şoförün boynuna sarıldı, başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Sonra da şöyle devam etti:
– Tam üç gündür Resûlüllah Aleyhisselam rüyama giriyor ve bana, "Şu adresteki şoförün lastiklerini değiştir, ücret olarak da benim şefaatime nail ol" buyuruyor. Allah için söyle. Sen ne türlü bir iyilik ettin, nasıl bir hayır dua aldın ki Resûlüllah Aleyhisselam üç gündür beni ikaz ediyor, senin lastiğini değiştirmem için beni vazifelendiriyor?
Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
İmam Yafii hazretleri, Ravzu'r-Reyahin kitabında şöyle nakleder: Malik bin Dinar Hazretleri anlatıyor:
Basra'da küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığını gördüm. Cenazeyi uğurlayan başka kimse de yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum. Dediler ki:
- Bu adam büyük günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi. Ben de cenazenin namazını kıldım ve kabrine indirdim. Sonra bir gölgeliğe çekildim. Uyuyakalmışım. Rüyamda iki meleğin gökten indiğini gördüm. Az önceki cenazenin kabrini açtılar. Biri onun yanına indi ve arkadaşına şöyle dedi:
- Onu cehennem halkından yaz. Bunda isyansız ve günahsız bir organ yok! Dışarıdaki arkadaşı ona dedi ki:
- Ey kardeşim, onun hakkında acele karar verme! Gözlerini bir yokla.
- Gözlerini yokladım. İki gözünü de haram bakışlarla dopdolu gördüm. Arkadaşı onun kulağını, dilini, ellerini ve ayaklarını yoklamasını söyledi. Şu cevabı aldı:
- Kulağını yokladım. Kötü ve çirkin şeyleri dinlemesiyle dolu gördüm. Dilini yokladım. Yasaklara dalması ve haramları dile getirmesiyle dolu olduğunu anladım. Ellerini kontrol ettim. İki elinin de haram olan lezzet ve nefsanî isteklerle dolu olduğunu farkettim. Ayaklarını da yokladım. Ayaklarını çirkinliklerde ve kötü işlerde yürümesiyle dopdolu buldum! Diğeri dedi ki:
- Ey kardeşim, sen yine acele etme. Bir de ben onun yanına ineyim. İkinci melek cenazenin yanına indi. Biraz bekleyip arkadaşına dedi ki:
- Ey kardeşim, ben bunun kalbini yokladım ve imanla dolu olduğunu öğrendim. Onu rahmete kavuşmuş bahtiyar kimse olarak yaz! Artık Allah'ın lütfu, onun günah ve hatalarını bütünüyle kuşatmaktadır. Yafiî Hazretleri diyor ki: Ancak bu saadet, o kişi için Allah'ın yardımıyla hasıl olmuş demektir. Fakat bu saadet her günahkâr için ortaya çıkmaz. Böylesine de güvenip aldanma! Bütün günahkârlar, güçlerinin yettiği hususlarda tehlikeyle karşı karşıyadırlar. İtaatkâr kullar da kendileri için nasıl bir sonuç olacağını bilemezler. Yüce Allah'tan dünya ve ahirette güzel son ve bağışlanma, af ve afiyet dileriz.
İki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz (s.a.v) anlatıyor:
-Arkadaşlar az önce yanımdan ayrılan Cebrail (a.s) “Ey Muhammed!.. Seni insanlığa aydınlık yolu göstermek üzere hak Peygamber olarak gönderen Allah’a and olsun ki diye söze başlayarak bana şu ibret dolu hikayeyi nakletti:
-Vakti zamanında bir mü’min dünyadan el-etek çekerek deniz ortasında ıssız bir adaya yerleşir. Burada insanlardan ve dünyalık işlerden uzak ibadet etmeye koyulur. Bir süre ibadet ettikten sonra acıkmaya ve susamaya başlar. Ama nerede? Adada yalçın kayalarla kıyıyı döven azgın acı deniz suyundan ve bir de kendinden başka bir nesne yoktur.
Günler haftaları haftalarda ayları kovalarken abid kişi gittikçe güç ve takatten düşmeye başlar. Bu arada benzi solan yüzü sararan abid ibadetlerinin ardından durmadan Ey Rabbim bana yiyecek ve içecek bir şeyler ihsan et ki ibadet etme gücümü kaybetmeyeyim diye Allah’a yalvarıp yakarır. Günlerden bir gün kudretine nihayet olmayan Allah(c.c) yalçın kayalar arasından buz gibi soğuk şerbet gibi tatlı bir kaynak fışkırtarak etrafında kor gibi narlarıyla boy salmış koca bir nar ağacını dalgalandırarak O’nun bu dileğini yerine getirir.
Artık bütün gün ibadet ettikten sonra kaynağın başına iner nar ağacından tek narını koparıp yer ve abdestini alarak tekrar namaz kılmaya koyulur. Namazlarının ardından da Ey Rabbim!.. Canımı secde ederken al beni öldürüp de cesedimi toprak içinde çürütme beni kıyamete kadar secde etmekten mahrum bırakma diye dua eder. Bu böyle tam beş yüz yıl sürüp gider. Nihayet bir gün Yüce Allah (c.c) dileğine uygun şekilde ruhunu teslim alır.
Bundan sonrasını Cebrail (a.s) şöyle anlatıyor:
“Gerçekten biz o ıssız adaya iniş ve çıkışlarımızda gerçek Allah bağlısı mü’mini hep secdeye kapanmış Allah’ı zikrederken gördük. Kıyamet kopup bütün insanlar dirilerek mahşer toplantısına getirildiklerinde onu yine ilahi sırlara dalmış ibadet eder bulacağız. Herkesin bir bir Allah’ın huzuruna çıkarak hesaba çekilirken o da gelecek. Yüce Allah(c.c) ona şöyle seslenecek:
-Ey abid kulum seni yaygın rahmetim sayesinde Cennete sokuyorum buyur gir.
Abid ise şöyle cevap verecek:
-Hayır ey Rabbim!.. Amelim sayesinde Cennete girmeye hak kazandım.
Allah: Ey melekler kulumun işlediği ibadet ve amellerle kendisine ihsan ettiğim nimetleri bir bir karşılaştırın.
Abidin amelleriyle Allah’ın kendisine verdiği nimetler karşılaştırılarak ölçü ve tartıya vurulacak. Bir tek gözü beş yüz yıl ibadetlerden ağır basacak. Geri kalan diğer nimetlere karşılık ibadet düşmeyecek.Ardından Allah:
Bu kulumu Cehenneme atın, diye emredecek.
Abid:
Ey Rabbim yanılmışım bağışla. Yaygın rahmetin sayesinde Cennete girebilirim elbette diye haykıracak.
Allah: Onu buraya getiriniz. Abid Allah huzuruna varacak duracak. Allah: Ey kulum söyle bakalım. Seni yoktan kim var etti? Abid: Sen Ey Rabbim!.. Allah: Bu var etme olayı senin amelinle mi yoksa benim geniş ve yaygın rahmetimle mi meydana geldi? Abid: Şüphesiz ki senin rahmetinle. Allah: Beşyüz yıl gibi uzun bir süre sana ibadet etme gücünü veren kim? Issız adada seni tatlı suyla hergün narla besleyen kim? Ve yine secde ederken ruhunu teslim alan kim?..Abid: Sensin Ey Rabbim!.. Allah: İşte bütün bunlar benim geniş ve yaygın rahmetim sayesinde meydana gelmiştir. Bunları kabul ettikten sonra mesele kalmadı. Şimdi doğru Cennete.
Son Köşe Yazıları
Sahi Sevgi Neydi?SevgiSadece güzel sözler değildi.Birini düşündüğünde içinin ısınması, zor gününde yanında durabilmekti....
(26 Mayıs 2026 23:26:00)
Halil Helvacı1918-Çanakkale Gazisi Halil HELVACIHalil Helvacı 1892 yılında Ezine’nin Geyikli Bucağı’nda doğan Halil HELV...
(26 Mayıs 2026 19:03:28)
Halil Helvacı 1892 yılında Ezine’nin Geyikli Bucağı’nda doğan Halil HELVACI’nın askerliği Çanakkale Cephesi’n...
(26 Mayıs 2026 18:50:15)
Deli gönül durdu durdu sonunda İsyan bayrağını kaldırdı işteEngel tanımadı sevda yolunda Aşkın can evine saldı...
(25 Mayıs 2026 10:37:30)
İlk gün gibi aklımaDüşer sesin selamınGönül duvarlarımaDeğip durur kelamınYıllardır hayalimeDüşer yüzün, yanağınGün...
(25 Mayıs 2026 09:52:24)