logo
Yükleniyor...
logo
add image
AYFER KILIÇ

AYFER KILIÇ

ayfer@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 3,917

Son Köşe Yazıları

konuk kalem günvar korkmaz
Yayın: 24 Mayıs 2026 16:22:02 Düzenlenmedi

AYVALIK DERE


Ayvalık Dere Köprüsü,

Nilüfer çayı üstünde;

Kimsenin olmaz korkusu

Nilüfer Çayı üstünde.


İlmek ilmek tarih kokar,

Geçenler imrenip bakar,

Bir selâmı hemen çakar

Nilüfer Çayı üstünde.


Kurda kuşa umut verir,

Onu gören hemen gelir,

Yüreğe dokunur kalır

Nilüfer Çayı üstünde.


Çayır çimen, gelincikler,

Dostları bördü böcekler,

Kanat çırpan nice renkler

Nilüfer Çayı üstünde.


Ördekler neşeyle yüzer,

Çoluk çocuk zevkle gezer,

Uzaktan ay sizi süzer

Nilüfer Çayı üstünde.


Özgen çay bahçesi yanda

Müzik sesi gelir anda,

Meraklıysan gel gör sende

Nilüfer Çayı üstünde.


Nice güzellikler saklı

Tarihlerinde dir aklı

Yeşil Bursa’mız çok farklı

Nilüfer Çayı üstünde.


Karşıdadır Uludağ ’ım,

Bereketli üzüm bağım,

Kuvvetlidir aile bağım

Nilüfer Çayı üstünde.


Kültüre ağırlık verir

Nazım Hikmeti de görür

Bilgiyle donanıp durur

Nilüfer Çayı üstünde.


Dere boyunda çınarlar,

Hemen gelir yorulanlar,

Ne mutludur görsen anlar

Nilüfer Çayı üstünde.


Yüzüncü Yıl Muhtarlığı,

Yanı başta çay ocağı,

Sağlık verir yudum çayı

Nilüfer Çayı üstünde.


Anlatarak bitiremem,

Uzaktaysan gelin demem,

Yakındaysan gelin hemen

Nilüfer Çayı üstünde.


Beydağı’nın Kızı yazdı,

Gelip görsen bütün yanı,

Tarih kokusudur şanı

Nilüfer Çayı üstünde.


BEYDAĞI’NIN KIZI 

Günvar KORKMAZ

13.02.2026

Ahde Vefa
Yayın: 17 Mayıs 2026 05:46:50 Düzenlenmedi


Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki

-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:

-Söyledikleri doğrumu diye sorar.

Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:

-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.

Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :

-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.

Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin...Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:

-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.

Hz Ömer dayanamaz derki:

-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,

-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As' dan başkası değildir. Hz Ömer Amr 'a dönerek

-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.

O yüce sahabi:

-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr'ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,

-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.

-Biz de sözümüzün arkasındayız.

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.

 

Hz Ömer gence dönerek derki,

 

-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.

Genç vakurla başını kaldırır ve:

-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr'a derki,

-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?Amr :-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.

Sıra gençlere gelir derlerki,

-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :

-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?

Gençlerin cevabı dehşetlidir :

- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.

Ameş ve Karısı
Yayın: 10 Mayıs 2026 09:23:30 Düzenlenmedi


İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.'in arkadaşlarından, o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A'meş, bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş, ama hanımı kocasına kırgın olduğu için, adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.

Adam öfkeyle:

-Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp, azarladı. Fakat bir cevap alamadı.

A'meş'in kızı babasına:

-Bu gece olmasa da, yarın sabah konuşur seninle, dediyse de adamın öfkesi dinmedi:

-Eğer bu gece benimle konuşmazsa, benden kesin boş olsun, dedi.

Kızcağız da annesini konuşması için ikna etmeye çalıştı. Ama annesi inat etti, konuşmamakta direndi.Karısının konuşmamakta kararlı olduğunu gören A'meş'in ise az önce öfkeyle ettiği yeminin ciddiyeti aklına geldi, söylediğine pişman oldu. Eşiyle boş olmaktan kurtulmak için care düşünmeye başladı. Gecenin bir yarısında giyinip evden cıktı. Doğru Ebu Hanife Hazretlerinin evine gitti. Ebu Hanife onu içeri alıp derdini sordu. A'meş karısıyla olan hadiseyi anlattı, dert yandı:

-Bu kadın bu tavrıyla benden kurtulup kaçmak istiyor. Beni sıkıntıya sokmasından korkuyorum. Kendisi çocukların annesidir. Onu boş olmaktan kurtarıp beni rahatlatacak bir care var mı? diye sordu.

Ebu Hanife:

-Üzme kendini. Allah'ın izniyle bir care bulunur, dedi.

Ebu Hanife, A'meş'in oturduğu yerdeki mescidin müezzinine haber gönderip yanına çağırdı. Bu gece sabah ezanını henüz vakti girmeden okumasını tenbihledi. A'meş de evine dönüp, ezanı beklemeye başladı. Daha sabah olmadan okunan ezanı duyan A'meş'in hanımı, sabah oldu da boşanması gerçekleşti zannederek konuştu:

-Oh be! dedi. Senden kurtuldum, kötü huylu herif!

A'meş ise kıs kıs gülerek cevap verdi:

-Henüz sabah olmadı. Sen de konuşup yeminimi bozdun. Bize çare gösterenden Allah razı olsun.

Yusuf Yavuz

Semerkand dergisinden alınmıştır.

O BENİM İŞTE
Yayın: 29 Nisan 2026 21:43:56 Düzenlenmedi

Bir isyankar görürseniz meyhanelerde

Bilinki o benim işte

Ağlayarak geziyorsa caddelerde

Bilinki o benim işte

 

Okul bahçesinde bir ümitsiz geziyorsa

Bilinki o benim işte

Ayrılık acısıyla yıkılmış ağlıyorsa

Bilinki o benim işte

 

Ümitsiz gözleri yaşla dolmuş

Kuruyan gülleri elinde kalmış

Kuytu köşelerde kahrolmuş

Birini görürsen bilki o benim işte

 

Kaderi evvelden kötü yazılmış

Kefeni dikilmiş kabri kazılmış

Aşk yüzünden sevdiğine isyan etmiş

Birini görürseniz bilinki o benim işte

 

AYFER KILIÇ

KIRGINIM
Yayın: 19 Nisan 2026 05:22:37 Düzenlenmedi

Kırgınım kendime

 Hayata rengarenk bakmadı diye

 Kırgınım kendime

 Yolda yürürken dimdik yürümedim

 Diye…..

 Kendime verdiğim sözleri yerine

 Getirmedim diye.

 Kırgınım kendime

 Korkak bir kedi gibi köşeye

 Sıkıştı diye.

 Kırgınım kendime

 Hep kendini başkalarına

 Feda ettim diye.

 Benim kırgınlığım kimseye değil

 Sadece kendime…..

 KIRGINIM işte kırgın

 

 

 AYFER KILIÇ

 

KÖLN / ALMANYA

KARA SEVDA
Yayın: 29 Mart 2026 20:08:58 Düzenlenmedi


Duydum da sevdayı

 Hiç duymadım kara sevdayı

 Olurmu öyle şey

 sevdanın karasımı var derdim hep

 Büyük konuşmuşum meğer

 Büyük..

 Varmış sevdanın karası

 düşmeye gör bir kere

 Etrafında ordu kadar insan olsa

 Yanlız hissedersin kendini

 Her tarafın aydınlıkken

 Karanlıkta zannedersin

 kendini

 Oturursun bir köşeye

 dalarsın düşüncelere

 Sonra içini derin bir hüzün kaplar

 Simsiyah bir duman sarar etrafını

 Nefes almakta güçlük çekersin

 Sanki

 yüreğine bir hançer saplanır

 Hissedersin o acıyı ciğerinin derininde

 Yavaş yavaş

 eridiğini fark edersin

 Düşmeyin sevdanın karasına

 Zordur kara sevda....

 

 

 

AYFER KILIÇ

 

KÖLN ALMANYA

 

 

GÜNÜN DUYGU SÖZÜ

 

SEVDİGİNE UZAK OLAN

 

HER YER GURBETTİR

 

 

AYFER KILIÇ

 

KÖLN ALMANYA

GURBET GELİNİ
Yayın: 23 Mart 2026 05:09:09 Düzenlenmedi


 

Ne zormuş gurbette gelin olmak

Yoldan geçene tanıdık mı diye bakmak

Anaya babaya kardeşe hasret kalmak

Ne zormuş gurbette gelin olmak

Sanki insanın boğazına düğümlenir

Aldığı her nefes yutkunamazsın

Öleceğine zannedersin ama

Onu da beceremezsin gurbette

Zordur gurbette hayat

Sılaya hasret sılaya özlem

Yutkunmak bile ağır geliyor insana

Çok zordur gurbette gelin olmak

Gurbette yapa yanlız kalmak…..

Ne zormuş gurbette gelin olmak

 

 

AYFER KILIÇ

Şoför
Yayın: 17 Mart 2026 02:44:33 Düzenlenmedi


Sokaklarda sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum.

Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası için yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kabaklaşmıştı. Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da ikaz etmekten geri kalmıyordu:

 

– Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık geç kalsan, aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku içinde bekliyorum.

 

O an için nefsi ve şeytan birlik olup vesvese vermeye başladılar:

 

– Sen zaten zor geçinen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna!

 

Fakat imanı ve vicdanı da şöyle sesleniyorlardı:

 

– Para dediğin şey böyle gün için lazım olur. Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir. Çocukları aç durumda, Onu namusunu kirleterek, para kazanma zorunda bırakmamalısın.

 

Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş, cebindeki lastik parasını tümüyle kadıncağıza uzatarak:

 

– Al bacım, namusunla yaşa. Bu para bir müddet seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! dedi. Minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken kadının:

 

– Sen benim ihtiyacımı karşıladın, Allah da senin ihtiyacını karşılasın! duasını duydu. Gün boyunca kulaklarında çınlayan bu duaya hep (amin) dedi.

 

Akşam eve gelince beklediği soruyla yine muhatap oldu.

 

– Hâlâ değiştirmemişsin lastiklerini...

 

– Bir lastikçiyle anlaştım. Yeni lastikler gelince hemen değiştirecek... diyerek geçiştirdi.

 

Bu geçiştirme işi birkaç gün devam etti. Bir akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış, “Bu defa ne diyeceğim?” diye düşünürken beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Hanım kendisine adres yazılı bir kağıt uzattı, sonra da şöyle dedi:

 

– Bugün bir lastikçi geldi, şu adresi verdi. “Yarın bana mutlaka gelsin, lastiklerini değiştireceğim” deyip gitti. Al şu adresi. Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. Çünkü böyle bir lastikçi ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi. İlk işi kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hiç görmemiş, buraya hiç gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık iki tarafta da yaşandı. Lastikçi:

 

– “Sen o musun?” deyip şoförün boynuna sarıldı, başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Sonra da şöyle devam etti:

 

– Tam üç gündür Resûlüllah Aleyhisselam rüyama giriyor ve bana, "Şu adresteki şoförün lastiklerini değiştir, ücret olarak da benim şefaatime nail ol" buyuruyor. Allah için söyle. Sen ne türlü bir iyilik ettin, nasıl bir hayır dua aldın ki Resûlüllah Aleyhisselam üç gündür beni ikaz ediyor, senin lastiğini değiştirmem için beni vazifelendiriyor?

 

Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

İmanı Ona Kafidir
Yayın: 11 Mart 2026 14:33:43 Düzenlenmedi


 

İmam Yafii hazretleri, Ravzu'r-Reyahin kitabında şöyle nakleder: Malik bin Dinar Hazretleri anlatıyor:

Basra'da küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığını gördüm. Cenazeyi uğurlayan başka kimse de yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum. Dediler ki:

- Bu adam büyük günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi. Ben de cenazenin namazını kıldım ve kabrine indirdim. Sonra bir gölgeliğe çekildim. Uyuyakalmışım. Rüyamda iki meleğin gökten indiğini gördüm. Az önceki cenazenin kabrini açtılar. Biri onun yanına indi ve arkadaşına şöyle dedi:

- Onu cehennem halkından yaz. Bunda isyansız ve günahsız bir organ yok! Dışarıdaki arkadaşı ona dedi ki:

- Ey kardeşim, onun hakkında acele karar verme! Gözlerini bir yokla.

- Gözlerini yokladım. İki gözünü de haram bakışlarla dopdolu gördüm. Arkadaşı onun kulağını, dilini, ellerini ve ayaklarını yoklamasını söyledi. Şu cevabı aldı:

- Kulağını yokladım. Kötü ve çirkin şeyleri dinlemesiyle dolu gördüm. Dilini yokladım. Yasaklara dalması ve haramları dile getirmesiyle dolu olduğunu anladım. Ellerini kontrol ettim. İki elinin de haram olan lezzet ve nefsanî isteklerle dolu olduğunu farkettim. Ayaklarını da yokladım. Ayaklarını çirkinliklerde ve kötü işlerde yürümesiyle dopdolu buldum! Diğeri dedi ki:

 

- Ey kardeşim, sen yine acele etme. Bir de ben onun yanına ineyim. İkinci melek cenazenin yanına indi. Biraz bekleyip arkadaşına dedi ki:

- Ey kardeşim, ben bunun kalbini yokladım ve imanla dolu olduğunu öğrendim. Onu rahmete kavuşmuş bahtiyar kimse olarak yaz! Artık Allah'ın lütfu, onun günah ve hatalarını bütünüyle kuşatmaktadır. Yafiî Hazretleri diyor ki: Ancak bu saadet, o kişi için Allah'ın yardımıyla hasıl olmuş demektir. Fakat bu saadet her günahkâr için ortaya çıkmaz. Böylesine de güvenip aldanma! Bütün günahkârlar, güçlerinin yettiği hususlarda tehlikeyle karşı karşıyadırlar. İtaatkâr kullar da kendileri için nasıl bir sonuç olacağını bilemezler. Yüce Allah'tan dünya ve ahirette güzel son ve bağışlanma, af ve afiyet dileriz.

Allah'ın Rahmeti ve Amelin Karşılığı
Yayın: 07 Mart 2026 02:45:25 Düzenlenmedi


 

İki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz (s.a.v) anlatıyor:

-Arkadaşlar az önce yanımdan ayrılan Cebrail (a.s) “Ey Muhammed!.. Seni insanlığa aydınlık yolu göstermek üzere hak Peygamber olarak gönderen Allah’a and olsun ki diye söze başlayarak bana şu ibret dolu hikayeyi nakletti:

 

-Vakti zamanında bir mü’min dünyadan el-etek çekerek deniz ortasında ıssız bir adaya yerleşir. Burada insanlardan ve dünyalık işlerden uzak ibadet etmeye koyulur. Bir süre ibadet ettikten sonra acıkmaya ve susamaya başlar. Ama nerede? Adada yalçın kayalarla kıyıyı döven azgın acı deniz suyundan ve bir de kendinden başka bir nesne yoktur.

 

Günler haftaları haftalarda ayları kovalarken abid kişi gittikçe güç ve takatten düşmeye başlar. Bu arada benzi solan yüzü sararan abid ibadetlerinin ardından durmadan Ey Rabbim bana yiyecek ve içecek bir şeyler ihsan et ki ibadet etme gücümü kaybetmeyeyim diye Allah’a yalvarıp yakarır. Günlerden bir gün kudretine nihayet olmayan Allah(c.c) yalçın kayalar arasından buz gibi soğuk şerbet gibi tatlı bir kaynak fışkırtarak etrafında kor gibi narlarıyla boy salmış koca bir nar ağacını dalgalandırarak O’nun bu dileğini yerine getirir.

 

Artık bütün gün ibadet ettikten sonra kaynağın başına iner nar ağacından tek narını koparıp yer ve abdestini alarak tekrar namaz kılmaya koyulur. Namazlarının ardından da Ey Rabbim!.. Canımı secde ederken al beni öldürüp de cesedimi toprak içinde çürütme beni kıyamete kadar secde etmekten mahrum bırakma diye dua eder. Bu böyle tam beş yüz yıl sürüp gider. Nihayet bir gün Yüce Allah (c.c) dileğine uygun şekilde ruhunu teslim alır.

 

Bundan sonrasını Cebrail (a.s) şöyle anlatıyor:

 

“Gerçekten biz o ıssız adaya iniş ve çıkışlarımızda gerçek Allah bağlısı mü’mini hep secdeye kapanmış Allah’ı zikrederken gördük. Kıyamet kopup bütün insanlar dirilerek mahşer toplantısına getirildiklerinde onu yine ilahi sırlara dalmış ibadet eder bulacağız. Herkesin bir bir Allah’ın huzuruna çıkarak hesaba çekilirken o da gelecek. Yüce Allah(c.c) ona şöyle seslenecek:

 

-Ey abid kulum seni yaygın rahmetim sayesinde Cennete sokuyorum buyur gir.

 

Abid ise şöyle cevap verecek:

 

-Hayır ey Rabbim!.. Amelim sayesinde Cennete girmeye hak kazandım.

 

Allah: Ey melekler kulumun işlediği ibadet ve amellerle kendisine ihsan ettiğim nimetleri bir bir karşılaştırın.

Abidin amelleriyle Allah’ın kendisine verdiği nimetler karşılaştırılarak ölçü ve tartıya vurulacak. Bir tek gözü beş yüz yıl ibadetlerden ağır basacak. Geri kalan diğer nimetlere karşılık ibadet düşmeyecek.Ardından Allah:

Bu kulumu Cehenneme atın, diye emredecek.

Abid:

 Ey Rabbim yanılmışım bağışla. Yaygın rahmetin sayesinde Cennete girebilirim elbette diye haykıracak.

 

Allah: Onu buraya getiriniz. Abid Allah huzuruna varacak duracak. Allah:  Ey kulum söyle bakalım. Seni yoktan kim var etti? Abid:  Sen Ey Rabbim!.. Allah:  Bu var etme olayı senin amelinle mi yoksa benim geniş ve yaygın rahmetimle mi meydana geldi? Abid:  Şüphesiz ki senin rahmetinle. Allah:  Beşyüz yıl gibi uzun bir süre sana ibadet etme gücünü veren kim? Issız adada seni tatlı suyla hergün narla besleyen kim? Ve yine secde ederken ruhunu teslim alan kim?..Abid: Sensin Ey Rabbim!.. Allah:  İşte bütün bunlar benim geniş ve yaygın rahmetim sayesinde meydana gelmiştir. Bunları kabul ettikten sonra mesele kalmadı. Şimdi doğru Cennete.

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
NERDE ESKİ BAYRAMLAR…
Atiye Danış
Sahi Sevgi Neydi?
AYFER KILIÇ
konuk kalem günvar korkmaz
Ayfer Turan
Kandık
DİLEM YASAK
İbadet Artarsa Rızık da Artar
Emel Topal
KONYA'DAN İZLENİMLER
FERDA NAYMAN
İSYAN BAYRAĞI
Murat OKUDUCU
Kadim Semtimiz Fatih...
MUSTAFA ŞAYIK
ÖĞRETMENLİK SADECE BİR MESLEK DEĞİL BİR KARAKTER MESELESİDİR
Neval Kütük
Akif Manaf Hoşgörü ve Barış Ödülü’ne Layık Görüldü
RAMAZAN GÜÇLÜ
ÖNCE SAĞLIK
Tandoğu Yazıcı
Halil Helvacı
Z. Abidin Toprak
İşte Öyle Bir Sızı
Yukarı