Alınacak güzel bir ders ne dersiniz.!
Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı..
Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator'un karşısına çıkardılar. Hırsız İmparator'u görünce ona şöyle dedi;
"Değerli efendim, çok açtım,
Dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak.."
İmparator dudak büker;
"Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?"
Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır ve;
"Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz.."
İmparator kahkaha atarak;
"Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni.." dedi.
Yoksul adam;
"Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım..
Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.."
İmparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle;
"Ben İmparator'um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim." dedi..
Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telâşe içeresinde İmparator'a dönüp itiraz etti.
"Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinedar başı eksin.."
Hazinedar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar..
Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve;
"Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." dedi.
Cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için attı.
Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi..
Sonra da gülerek;
"Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter." dedi..
Ortalığın toz duman olduğu şu günlerde tohumu ekecek temiz kimse var mı dersiniz??
Okumayı, hele uzun yaıiları okumayı pek sevmeyen bir toplumuz, okuyan değerlendiren toplum olmak üzere hoşça kalın.
Atatürk'ün Okçuluk a İlgisi
Okçuluğun önemi, Türklerde tarih öncesi zamanlara kadar uzanır. MÖ Yaklaşık 5000'li yıllardan itibaren Altay ve Tanrı Dağları çevresinde ortaya çıkan, Okçuluk daha sonra da İç Asya'ya tamamen egemen olan "Atlı Bozkır Kültüründe" okçuluğa büyük önem kazanmıştır.
Günümüz dünyasında savaş silahı olmaktan ziyade Spor olarak yapılmaktadır. Okçuluk sporu ise ilk kez 1904 Yaz Olimpiyatları'nda olimpik programa alınmış, 1972'den beri aralıksız olarak programlarda yer almaktadır. Okçuluk branşın da ilk dönemlerde Fransa, Belçika ve Büyük Britanya söz sahibiyken, daha sonraki dönemlerde ABD, Rusya, İskandinav ülkeleri, İtalya, Kore ve Türkiye bu ülkeleri izlemiştir. 1931'de kurulan ve halen 140 ülkenin üye olduğu Uluslararası Okçuluk Federasyonu okçuluk dalında en büyük otoritedir.
Atatürk ün Okçuluğa ilgisi ;
Atatürk de Türk’ün yadigârı sporlarından biri olan okçuluğa karşı büyük ilgi göstermiş ve bir zamanlar Türk’ün şanına şan katan bu sporun yeniden ihtiyası yolunda ilk emir ve direktifleri o vermiştir. Atatürk’ün emir ve direktifleriyle milli sporumuz okçuluğun gelişimi yönündeki ilk adımlar okçuluk kitaplarının yazılması, Ok Spor Kurumu ve Ok Spor Müzesi’nin kurulmasıyla atılmıştır. Atatürk hastalığının ilerlediği bir döneme rastlamasına rağmen bu kulübün faaliyetleriyle yakından ilgilenmiş, milli sporumuz olan okçuluğun gelişimi için sonuna kadar destek vermiştir.
‘’ Milli Sporumuz Okçuluğun Canlandırılması, Geliştirilmesi ve Eski Şöhretine Yeniden Sahip Olabilmesi ‘’ 1937 Mustafa Kemal ATATÜRK
Dünyadan Aya Gitmek
Dünya’dan Ay’a ve Diğer Gezegenlere Gitmek Ne Kadar Sürer?
Uzayda mesafe tek başına her şeyi belirlemiyor. Bir gezegene ulaşmanın ne kadar süreceği; seçilen yörüngeye, yakıt miktarına, gezegenlerin konumuna ve uzay aracının sadece yakınından mı geçeceğine, yoksa yörüngeye mi gireceğine bağlı.
Ay’a yolculuk yaklaşık 3 gün sürebilir. Apollo görevlerinde astronotlar bu süre içinde Ay’a ulaştı.
Mars’a yapılan görevler genellikle 6–10 ay civarında sürerken, Venüs’e bazı görevlerde yaklaşık 5–6 ayda ulaşılabilir.
Fakat ilginç olan Merkür.
Merkür bize dış gezegenlerden çok daha yakın olmasına rağmen, onun yörüngesine girmek son derece zordur. Çünkü Güneş’e doğru ilerleyen bir uzay aracının büyük miktarda yörünge enerjisinden kurtulması gerekir.
NASA’nın MESSENGER uzay aracı 2004’te fırlatıldı ve Merkür yörüngesine ancak 2011’de, yaklaşık 6 yıl 7 ay sonra girebildi. Bunu başarabilmek için Dünya, Venüs ve Merkür çevresinde bir dizi kütleçekim yardımı gerçekleştirdi.
Dış Güneş Sistemi’nde ise yolculuklar yıllarca sürebilir.
Voyager 2, 1977’de fırlatıldıktan yaklaşık 8,5 yıl sonra Uranüs’e, yaklaşık 12 yıl sonra da Neptün’e ulaştı.
Bu nedenle internette gördüğümüz “Mars 7 ay, Jüpiter 5 yıl, Neptün 12 yıl” gibi rakamlar kesin seyahat süreleri değildir.
Bir gezegenin yanından hızla geçmek başka, onun çevresinde yörüngeye girecek kadar kontrollü biçimde yaklaşmak bambaşka bir mühendislik problemidir.
Uzay yolculuğunda asıl soru yalnızca:
“Ne kadar uzakta?” değildir.
Bazen daha önemli soru şudur:
“Oraya vardığımızda nasıl yavaş layacağız acaba ?
Paran varken
para verenin çok olur
Altında Araban varsa
herkesin arabası senin
Sağlığın yerindeyken
herkesin böbreği senin olur
Kötü günü görmeden
Dostum var deme
Düğün cenazem var demeden
Çevrem var deme
Uzun İnce Bir Yoldayım
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Uykuda dahi yürüyom
Kalmaya sebeb arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece
Kırkdokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece
AŞIK VEYSEL
Aşure Günü
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (2)
Hz. Âişe'nin belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
Yüzbaşı İsmail Hakkı
Nusret Mayın Gemisinin Komutanı Akçaabat lı Yüzbaşı İsmail Hakkı
"Çanakkale Muharebesi'nin seyrini değiştiren Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey'in 1876 yılında Akçaabat'ın Yukarı Ahanda köyünde Kayıkçı İbrahim Efendi'nin oğlu olarak dünyaya geldiğini, 1895 yılında henüz çocuk yaşta Bahriye Mektebi'nde okumak amacıyla babası İbrahim Efendi ile birlikte İstanbul'a geldiğini, 1897 yılında Mülâzım-ı Evvel rütbesi ile Bahriye Mektebi'nden mezun olan başarılı denizcinin, Bahriye Mektebi'nden sonra Osmanlı donanmasına ait 13 farklı gemide görev yapmasına rağmen bunlardan yalnızca biri ile dünya deniz savaşları tarihine adını yazdırdığını, 7 Mart'ı 8 Mart'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na bıraktığı 26 mayınla yalnızca savaşın değil bir milletin kaderini değiştirdiğini , Düşman Birleşik Donanması'na ait İngiliz Ocean Irresistible Inflexible zırhlılarını, Fransız Bouvet zırhlısını ayrıca Joule ve Saphir denizaltılarını batırdığını, Suffren ve Gaulois zırhlılarını da ağır yaralayarak savaş dışı bırakan Nusret Mayın Gemisi'nin mürettebatının 61 kişi olduğunu, kahraman Yüzbaşı'nın tarihe Tophaneli İsmail Hakkı Bey olarak geçtiğini biliyor muydunuz?"
Kaynak : Cihat Gündoğdu
Müşir Mehmet Rıza Osmanlı İmparatorluğunun en uzun süre kesintisiz görev yapan Seraskeri;
MÜŞİR MEHMED RIZA PAŞA
II. Abdülhamid döneminde tam 17 yıl boyunca (1891-1908) ordunun en tepesindeki isim olarak görev yaptı.
Osmanlı askeri tarihine damga vuran, modern ordunun kurulmasında büyük rol oynayan bu efsanevi askeridir..
Doğum Yeri ve Tarihi: 1844, İstanbul (Koca Mustafa paşa)'nın Babası, Lefke'li Emiroğlu ailesinden Divan Efendisi Mustafa Şükrü Efendi'dir.
1920, İstanbul da Vefat etmiştir. Kabri: Kocamustafapaşa’daki Sümbül Efendi Camii Haziresi (Yaşarken bu türbenin restorasyonunu bizzat kendisi yaptırmıştır).
Podgoritsa’da görev yaparken evlenen eşinin adı Adeviye hanımdır. Adeviye Hanım'dan, Kadıköy Süreyya Operası’nın banisi ünlü iş insanı Süreyya İlmen (Süreyya Paşa) başta olmak üzere üç oğlu olmuştur.
Hayatından Çarpıcı Kesitler
93 Harbi Kahramanı: 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Süleyman Hüsnü Paşa'nın maiyetinde cephede bizzat savaşarak rütbelerini kahramanlığıyla kazandı.
Görevi süresince Orduda Alman Ekolünü benimsemiştir. Osmanlı ordusunun modernizasyonuna öncülük etti. Alman askeri heyetleriyle (başta Goltz Paşa) birlikte çalışarak piyade tüfeklerinin yenilenmesini ve askeri okulların batı standartlarına getirilmesini sağladı.
Zirvede iken, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İttihatçılar tarafından eski rejimin en güçlü figürlerinden biri olarak görülerek Midilli adasına sürgün edildi.
Hayatının son yıllarını Fransa ve İstanbul'da sakin bir şekilde geçirdi.
Oğlu Süreyya Paşa anılarında, babasının devlet işlerindeki ciddiyetini ve askeri disiplinini her zaman büyük bir hayranlıkla anlatmıştır.
Dönemin muhalifleri tarafından ise padişaha olan mutlak sadakati nedeniyle eleştirilmiştir. Bununla birlikte ailesinin bıraktığı miras, askeri sahanın çok ötesine geçmiştir.
Oğlu Süreyya Paşa'nın İstanbul'a kazandırdığı; Süreyya Operası, Süreyya Plajı ve Maltepe'deki geniş vakıf arazileri (bugünkü Süreyya Paşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi), Mehmed Rıza Paşa'nın soyunun, Türkiye'nin modernleşme, kültür-sanat ve sağlık tarihine olan dolaylı ama devasa katkısını gözler önüne sermektedir.
Osmanlı askeri tarihinin bu en istikrarlı dönemine imza atan komutanı; hem bizzat gerçekleştirdiği askeri reformları hem de ülkeye değer katan köklü ailesiyle imparatorluğun son döneminde silinmez izler bırakmıştır. Osmanlı askeri tarihinin bu en kudretli ve istikrarlı paşalarından olan müşir Mehmed Rıza Paşa'yı Rahmetle anıyoruz..
Gullebi Turan ,Erzurum da özellikle 1970-80-90 lı yıllarda Erzurum kamuoyunun adından sıksa bahsedilen bir değerdi, bu gün yeni jenerasyonun ismini bile duymadığı Gullebi Turan Bu dünyadan geldi ve geçti.
Nam-ı Değer Gullebi Turan! O şimdi kimsesizler mezarlığında yatıyor!
Çok seviliyordu ama öldüğünde sahip çıkanı olmadı?
Bir dönemin fenomeniydi. Sahip çıkan olmadı ve kimsesizler mezarlığına defnedildi! Nam-ı Değer Gullebi Turan!
Gullebi Turan (Ustaoğlu)1945 yılında Erzurum´da doğdu. Konuşma şekli ile zamanının fenomeniydi Günebakış gazetesi, Gullebi Turan´ın yaşamını haberleştirdi. Gullebi, Erzurum´un faytonlu döneminde uzun yıllar faytonculuk yaptı. Anlatımları ve hazır cevaplığı onu kısa sürede sanat dünyasına taşıdı. Arif Sağ´a Baba, Belkıs Akkale´ye Ana, İbrahim Tatlıses´e de Oğlum, diye hitap etti. Arif Sağ´a kızdığı dönemlerde Ömer Şan, Bilge Şan çiftinin evinde kaldı. Son yıllarında Erzurum´a sadece ramazanda oruç tutmak için gelen Gullebi Turan, 1992 yılında rahatsızlandı ve bir yıl sonra 1992 yılında Siroz tedavisi gördüğü Araştırma Hastanesinde öldü. Vefat ettiğinde sahip çıkanı olmadı ve Asri mezarlıkta kimsesizler mezarlığına defnedildi.
Yaşarken çok seviliyordu ancak öldüğünde sevgilerin yalan olduğu gerçeği ortaya çıktı. Gullebi Turan arkasında fıkra gibi olaylar bıraktı. Teyo Pehlivan´ın bir başka versiyonu olan Gullebi, Erzurum da mizahın gücünü kavrayanlara da büyük bir malzeme oldu.
İşte Gullebi Turan ile ilgili anlatımlardan üçü;
Perihan abla nasılsan?
Gullebi Turan İzmir Fuarı´nda gezerken gözü, gazino afişlerine ilişir.
Birinin önünde İbrahim Tatlıses´in afişini görünce, gazinonun kapısına dayanır.
İçeri girmek ister, ama kılık-kıyafetine bakan görevliler geçit vermez.
Oğlum ben İbrahim´in arkadaşıyım. Gidin Gullebi Turan geldi diyin diye? görevlileri ikna eder.
Görevliler geri döner, azarladıkları Gullebi´yi bu defa saygıda kusur etmeyerek içeri alırlar.
Kuliste Derya Tuna ile birlikte olan İbrahim Tatlıses, Gullebi Turan´ı öyle karşılar ki, görevliler deDerya Tuna da şaşırır.
Hoş beşten sonra Tatlıses, Gullebi´yi Derya Tunaile tanıştırmak istediği bir sırada Gullebi potu kırar:
Perihan abla sen nasılsan?
Tuna şok içindedir ki araya Tatlıses girer:
Gullebi o Derya ablan? diye durumu düzeltemeye çalışırken, Gullebi kulistekileri kahkaha boğar:
Eee ne bilim oğlum sende her gün bir gari değişirsen?
Bu senin anan değil?
Gullebi Turan´ın mahalleden arkadaşının annesi rahatsız hastanede yatmaktadır. Geçmiş olsuna giderler
Arkadaşı annesine Gullebi Turan´ı tanıştırır. Yaşlı kadın bir türlü tanımayınca devreye Gullebi girer.
Başlar anlatmaya:
Eze ben Turan da.. Bene somun ekmeğin arasına yağ sürüp verirdin da..?
Kadın yine tanıyamaz, devam eder Gullebi:
Ben sizin bacazi kürürken düşmüştüm
Kadın Turan´ın yüzüne bakar.
Yoh oğul vallah tanıyamadım seni? der
Turan hışımla yerinde fırlar, arkadaşına sellenir.
Gah ula gidah, bu gari senin anan değil
Otuzbin Almanı Müslüman ettim?
Gullebi Turan, kahvehanede oturmuş Almanya hatıralarını anlatıyor:
Turan´ın namı, Erzurum, Türkiye tamam. Ama Almanya´da bizi tanıyan nanay! Embele bir boy pos, bakış, süzüş gösterim diye şıtrasse voltaladık, ama kim kime dum duma. Bahtılar huzursuz oldum, dediler ki, Alman rajonunda gençlik delikanlılık, goco işleri müzikhollerde olurmuş. Eyi dedim akşam oraya da gideriz. Akşam oldu o dedikleri yere bir gettik ki, ne görim, ben diyim yirmi, siz deyin otuzbin kişi. Karı, kız, delikanlı, yavşak ne varsa orda. Birez, fark ederler diye bekledim. Ama gözümüzün içine bakan biri yok. Kafamın tasi attı, mendili çıkarıp yere serdim, sağ dizimi koyup bir nağara bastım, ama ne nağara! Oradaki o ottuz bin kişi, hep bir ağızdan Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasulullah´ diye titremeye başladi.
Erzurum Vehip Atalay Kitapsarayındaki bir anısı ise şöyledir Gullebi´nin.
Gullebi Turan Kitapsarayına gelir..
Köksal´a derki gardaş,,
Çorbamı içtim, yemeğimi yedim,cigaramı aldım..
bene sende bişey yap..
Köksal,,Turanın harçlık istediğini anlar..
Der ki ,işler durgun siftah etmemişem.
Gullebi..,, oğlum senden para istemirem bir tane kitap ver bahim...
Köksal şaşırır, tamam alsana Ömer Seyfettin´den hikayeler..
Turan kitabı alır çıkar dışarı..
hemen geriye döner,ola oğlum bu kitabın parasını geri ver.
Çaresiz kalan şaşıran Köksal ahan gardaş sana kitabın parası onlira..
Helal olsun sana..der.
Erzurum fıkraları genelde Gullebi fıkraları olarak geçer.
Kimlikte ki ismi Turan Ustaoğlu´dur..
Erzurum´u ve Türkiye´yi güldüren düşündüren Gullebi Turan, her daim anılmakta ve yad edilmektedir? Kimsesizler mezarlığındaki mezarı , nadirde olsa vefalı insanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Yüce Mevla gani gani rahmet eylesin.
Kaynak Alıntı Erzurum Günebakış
Gullebi Turan ,Erzurum da özellikle 1970-80-90 lı yıllarda Erzurum kamuoyunun adından sıksa bahsedilen bir değerdi, bu gün yeni jenerasyonun ismini bile duymadığı Gullebi Turan Bu dünyadan geldi ve geçti.
Nam-ı Değer Gullebi Turan! O şimdi kimsesizler mezarlığında yatıyor!
Çok seviliyordu ama öldüğünde sahip çıkanı olmadı?
Bir dönemin fenomeniydi. Sahip çıkan olmadı ve kimsesizler mezarlığına defnedildi! Nam-ı Değer Gullebi Turan!
Gullebi Turan (Ustaoğlu)1945 yılında Erzurum´da doğdu. Konuşma şekli ile zamanının fenomeniydi. Gazeteniz Günebakış, Gullebi Turan´ın yaşamını haberleştirdi. Gullebi, Erzurum´un faytonlu döneminde uzun yıllar faytonculuk yaptı. Anlatımları ve hazır cevaplığı onu kısa sürede sanat dünyasına taşıdı. Arif Sağ´a Baba?, Belkıs Akkale´ye Ana?, İbrahim Tatlıses´e de Oğlum? diye hitap etti. Arif Sağ´a kızdığı dönemlerde Ömer Şan, Bilge Şan çiftinin evinde kaldı. Son yıllarında Erzurum´a sadece ramazanda oruç tutmak için gelen Gullebi Turan, 1992 yılında rahatsızlandı ve bir yıl sonra 1992 yılında Siroz tedavisi gördüğü Araştırma Hastanesinde öldü. Vefat ettiğinde sahip çıkanı olmadı ve Asri mezarlıkta kimsesizler mezarlığına defnedildi.
Yaşarken çok seviliyordu ancak öldüğünde sevgilerin yalan olduğu gerçeği ortaya çıktı. Gullebi Turan arkasında fıkra gibi olaylar bıraktı. Teyo Pehlivan´ın bir başka versiyonu olan Gullebi, Erzurum´da mizahın gücünü kavrayanlara da büyük bir malzeme oldu.
İşte Gullebi Turan ile ilgili anlatımlardan üçü;
Perihan abla nasılsan?
Gullebi Turan İzmir Fuarı´nda gezerken gözü, gazino afişlerine ilişir.
Birinin önünde İbrahim Tatlıses´in afişini görünce, gazinonun kapısına dayanır.
İçeri girmek ister, ama kılık-kıyafetine bakan görevliler geçit vermez.
Oğlum ben İbrahim´in arkadaşıyım. Gidin Gullebi Turan geldi diyin diye? görevlileri ikna eder.
Görevliler geri döner, azarladıkları Gullebi´yi bu defa saygıda kusur etmeyerek içeri alırlar.
Kuliste Derya Tuna ile birlikte olan İbrahim Tatlıses, Gullebi Turan´ı öyle karşılar ki, görevliler deDerya Tuna da şaşırır.
Hoş beşten sonra Tatlıses, Gullebi´yi Derya Tunaile tanıştırmak istediği bir sırada Gullebi potu kırar:
Perihan abla sen nasılsan??
Tuna şok içindedir ki araya Tatlıses girer:
Gullebi o Derya ablan? diye durumu düzeltemeye çalışırken, Gullebi kulistekileri kahkaha boğar:
Eee ne bilim oğlum sende her gün bir gari değişirsen?
Bu senin anan değil?
Gullebi Turan´ın mahalleden arkadaşının annesi rahatsız hastanede yatmaktadır. Geçmiş olsuna giderler
Arkadaşı annesine Gullebi Turan´ı tanıştırır. Yaşlı kadın bir türlü tanımayınca devreye Gullebi girer.
Başlar anlatmaya:
Eze ben Turan da.. Bene somun ekmeğin arasına yağ sürüp verirdin da..?
Kadın yine tanıyamaz, devam eder Gullebi:
Ben sizin bacazi kürürken düşmüştüm??
Kadın Turan´ın yüzüne bakar.
Yoh oğul vallah tanıyamadım seni? der
Turan hışımla yerinde fırlar, arkadaşına sellenir.
Gah ula gidah, bu gari senin anan değil?
Otuzbin Almanı Müslüman ettim?
Gullebi Turan, kahvehanede oturmuş Almanya hatıralarını anlatıyor:
Turan´ın namı, Erzurum, Türkiye tamam. Ama Almanya´da bizi tanıyan nanay! Embele bir boy pos, bakış, süzüş gösterim diye şıtrasse voltaladık, ama kim kime dum duma. Bahtılar huzursuz oldum, dediler ki, Alman rajonunda gençlik delikanlılık, goco işleri müzikhollerde olurmuş. Eyi dedim akşam oraya da gideriz. Akşam oldu o dedikleri yere bir gettik ki, ne görim, ben diyim yirmi, siz deyin otuzbin kişi. Karı, kız, delikanlı, yavşak ne varsa orda. Birez, fark ederler diye bekledim. Ama gözümüzün içine bakan biri yok. Kafamın tasi attı, mendili çıkarıp yere serdim, sağ dizimi koyup bir nağara bastım, ama ne nağara! Oradaki o ottuz bin kişi, hep bir ağızdan ?Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasulullah´ diye titremeye başladi.?
Erzurum Vehip Atalay Kitapsarayındaki bir anısı ise şöyledir Gullebi´nin.
Gullebi Turan Kitapsarayına gelir..
Köksal´a derki gardaş,,
Çorbamı içtim, yemeğimi yedim,cigaramı aldım..
bene sende bişey yap..
Köksal,,Turanın harçlık istediğini anlar..
Der ki ,işler durgun siftah etmemişem.
Gullebi..,, oğlum senden para istemirem bir tane kitap ver bahim...
Köksal şaşırır, tamam alsana Ömer Seyfettin´den hikayeler..
Turan kitabı alır çıkar dışarı..
hemen geriye döner,ola oğlum bu kitabın parasını geri ver.
Çaresiz kalan şaşıran Köksal ahan gardaş sana kitabın parası onlira..
Helal olsun sana..der.
Erzurum fıkraları genelde Gullebi fıkraları olarak geçer.
Kimlikte ki ismi Turan Ustaoğlu´dur..
Erzurum´u ve Türkiye´yi güldüren düşündüren Gullebi Turan, her daim anılmakta ve yad edilmektedir? Kimsesizler mezarlığındaki mezarı , nadirde olsa vefalı insanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Yüce Mevla gani gani rahmet eylesin.
Kaynak Erzurum Günebakış
Son Köşe Yazıları
BEDEN İLE UYUMBirey kendi bedenini sevmeli ve ona şefkat göstermelidir. Birey beden ile teması sağlamak için, onunla ola...
(16 Ekim 2026 17:24:01)
Nefret tohumunu eken yüreğinİçine sevgiler dolmaz sevgiliDibi hiç oynamaz sağlam direğin Heyecan karşılık bulmaz se...
(16 Ekim 2026 11:00:31)
KÖKLERİMİZDEN KOPARKEN: NEREYE GİDİYORUZ?Bir toplumu ayakta tutan yalnızca ekonomisi, teknolojisi veya modernliği değild...
(16 Ekim 2026 09:15:33)
Aşk teninde değil ki yarimin yüreğinde,Aşk buldum sözlerinde, yarimin gözlerinde,Eriyip gidiyorum, onu her gördüğümde,Ke...
(15 Ekim 2026 19:44:32)
Kaç kez unutmayı içten istedimYüreğimden seni silmek istedimAğlamadan yaşamayı özledimOlmuyor sevgilim sensiz olmuyor&nb...
(15 Ekim 2026 18:56:30)