logo
Yükleniyor...
logo
add image
MUĞLA’DA TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI İL TEMSİLCİLİĞİ DEPREM TEHLİKESİNE DİKKAT ÇEKTİ

MUĞLA’DA TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI İL TEMSİLCİLİĞİ DEPREM TEHLİKESİNE DİKKAT ÇEKTİ


15 Ağustos 2026 12:49    HABER: OSMAN ACAR / MUĞLA    231 okunma

MUĞLA’DA TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI İL TEMSİLCİLİĞİ DEPREM TEHLİKESİNE DİKKAT ÇEKTİ

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Muğla İl Temsilciliği tarafından, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde düzenlenen programda İl Temsilcisi Coşkun Çatalkaya açıklamalarda bulundu. Muğla Ticaret ve Sanayi Odası’na ait Karia Teras’ta düzenlenen programda konuşan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Muğla İl Temsilcisi Coşkun Çatalkaya, 17 Ağustos’tan 27 yıl sonra, afetlere hazırlıklı ve dirençli yerleşimlerin bir tercih değil kamusal bir zorunluluk olduğunu belirtti. Çatalkaya yaptığı konuşmada; “17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03:02`de Gölcük/ Kocaeli’de meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki deprem, Kocaeli, Sakarya, Düzce, İstanbul, Yalova ve Bolu illerimizde resmi rakamlara göre 18.373 kişinin yaşamını yitirmesine, yaklaşık 50.000 kişinin yaralanmasına, 375.000 yapının hasar görmesine ve büyük bir toplumsal yıkıma neden olmuştur. Aradan geçen 27 yıla rağmen acılarımız hâlâ tazeliğini koruyor. Depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı bir kez daha saygı ve özlemle anıyor, yakınlarının acısını paylaşıyoruz. 17 Ağustos Marmara Depremi; yalnızca büyük bir jeolojik fenomen ve katastrofik bir afet değil yanlış yer seçiminin, plansız kentleşmenin, niteliksiz yapılaşmanın, denetimsizliğin ve bilimsel mühendislik hizmetlerinin ihmal edilmesinin iç içe geçtiği rantçı kapitalist işleyişin ağır sonuçlarını ve iflasını gösteren toplumsal bir kırılmadır. Ancak sonraki yıllarda yaşanan depremler ve depremlerden sonra siyasi iktidarların aldığı tutumlar gerekli derslerin hâlâ yeterince çıkarılmadığını kırılmanın giderilemediğini açıkça ortaya koymuştur. Türkiye bir deprem ülkesidir; ancak depremlerin afete dönüşmesi kaçınılmaz değildir. Deprem bilinci yalnızca sarsıntı sırasında nasıl davranılacağını bilmekten ibaret değildir. Yaşadığımız kentin jeolojik özelliklerini, bulunduğumuz alanın deprem tehlikesini, zeminin davranışını ve yapıların güvenliğini bilmek; tehlikeleri önceden belirleyerek riskleri azaltmak da deprem bilincinin ayrılmaz bir parçasıdır. Afetlere dirençli yerleşimler yalnızca sağlam binalardan oluşmaz. Kentlerin jeolojik yapısı ortaya konulmalı; mikrobölgeleme çalışmaları hızla tamamlanarak aktif faylar, sıvılaşma, heyelan, kaya düşmesi, taşkın, tsunami ve tıbbi jeolojik tehlikeler belirlenmeli; mevcut ve yeni yerleşim alanlarının yerleşime uygunluk durumu ve koşulları açığa çıkartılmalı; İmar, yapılaşma ve arazi kullanım kararları bu bilimsel veriler doğrultusunda alınmalı; yapı stoku, ulaşım sistemleri ve kritik altyapılar afetlere karşı güvenli hâle getirilmelidir. Önemle vurguluyoruz: Yerel ve merkezi yönetimler yapmaları gereken gelecek planlamasının tüm boyutlarının jeolojik verilere uygun ve uyumlu olması gerektiğini unutmamalı; afet riskinin azaltılması, afetlere karşı dirençliliğin artırılması için hem mevcut risklerin tespiti ve engellenmesine hem de yeni riskler üretilmemesine dayanan afet risk yönetim sistemlerini ivedilikle inşa ederek sürekliliğini sağlamak zorundadır. Böylesi bir sistemin temel dayanağını jeolojik koşullar ve bu koşulların yarattığı zemin davranış karakteri oluşturur. Bu nedenle gerek planlama gerekse yapılaşma amaçlı Jeolojik-jeoteknik etütler süreçte tamamlanması gereken bir formalite ya da bir tercih değil can ve mal güvenliğinin temeli, sağlıklı, güvenli ve dirençli yerleşimler ve toplumsal yaşamın güvencesidir. Yerleşim alanlarının planlanmasından yapıların projelendirilmesine, kentsel dönüşümden altyapı yatırımlarına kadar bütün süreçlerde jeoloji mühendisliği hizmetlerinden etkin biçimde yararlanılmalıdır.

Kentsel dönüşüm uygulamaları rant odaklı yapı yenileme faaliyetlerine indirgenmemeli; deprem tehlikesi, zemin koşulları, yapı güvenliği ve toplumsal ihtiyaçlar esas alınmalıdır. Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi kadar, riskli alanlarda yeni yapılaşmanın önlenmesi de hayati önemdedir.

Kocaeli ve Düzce depremlerinden 3 yıl önce İstanbul’da ev sahipliğini yaptığımız Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı (Habitat II) Deklarasyonuna attığımız imza ile “afetler karşısında giderek artan korumasızlığa” karşı “insan yerleşmelerini daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir” kılmayı hedeflediğini ifade eden ve  “gerekli planlama mekanizmaları ve kaynakları sağlayarak doğa kaynaklı afetlerin ve diğer acil durumların insan yerleşimleri üzerindeki etkilerini hafifletmek, afetten etkilenen yerleşimleri gelecekteki afetlerle ilgili riskleri azaltmak” için politik kararlılığını (!) ilan eden hükümetler, bugüne kadar geçen sürede bu vaatlerinin gereklerini yerine getirseydi, bugün afetler karşısında çok farklı bir noktada olacağımız kesindir. Ülkemiz Cumhurbaşkanının Başkanlığında 1996 yılında toplanan Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı (Habitat II) Deklarasyonun üzerinden 28 yıl, 18.500’e yakın insanımızın yaşamını yitirdiği 17 Ağustos 1999 Marmara depremin üzerinden ise 25 yıl geçti, değişen bir şey yok!

Yapılan bilimsel araştırmalar ve yaşanan afet olayları açıkça göstermiştir ki, ülkemiz yerleşimlerindeki jeolojik, yapısal, ekolojik, sosyal, kültürel ve yönetsel kırılganlıklar o derece yüksektir ki doğa olayları meydana geldiklerinde hızla birer afete dönüşerek önemli can ve mal kayıplarının yaşanmasına yol açabilmektedir. Öte yandan dünya genelinde ise iklim değişikliğinin etkileriyle afet olaylarının sıklığında ve şiddetinde önemli artışlar yaşanmaya başlamıştır. Bu durum nedeniyle ülkemizde kamu yönetiminin en temel görevlerinden biri gelecekte meydana gelebilecek afetlerden toplumu koruyacak risk azaltma politikalarını uygulamaktır.

Afetlerden toplumu koruyacak politikaları geliştirmek ve uygulamak ister merkezi yönetim birimleri (Bakanlıklar, Genel Müdürlükler, Başkanlıklar vb.), ister yerel yönetimler (Valilik birimleri, Büyükşehir Belediyesi Başkanlıkları vb.) olsun kamu yönetiminin temel bir görevidir. Kamu yönetimi, diğer bir ifadeyle İdare, afet sonrasında acil yardım ve destekleri (gıda, geçici barınma, ilk yardım, ilaç vb.) sağlamak kadar afet öncesi gerekli koruyucu ve risk azaltıcı önlemleri alarak afet zararlarının ortaya çıkmasını engellemek veya en az seviyeye indirmekle de görevlidir. Türkiye gibi afetlerin sık yaşandığı bir coğrafyada kurulmuş ülkede, afetlere ilişkin görev ve sorumlulukları bütünlük içerisinde yerine getirmek temel bir kamu hizmeti olmanın yanı sıra İdarenin hukuksal bir sorumluluğudur. Bu bağlamda MUĞLA ilimiz açısından bakıldığında Muğla kenti deprem güvenliği ve Muğla'da yaşayan tüm vatandaşların can ve mal güvenliği için vakit kaybedilmeden gerekli önlemlerin acilen alınması gerekmektedir. Hiçbir yapı denetim kuruluşu fenni mesuliyetini üstlendiği yapının zemin ve temel etüt çalışmalarını yerinde denetimi esas alacak şekilde yapmamaktadır.  Muğla’yı en çok etkileyebilecek olan faylar; Muğla-Yatağan Fay zonu , Ula-Ören Fay Zonu, Karaova-Milas Fay zonu , Fethiye-Burdur Fay zonu olarak belirtilmiştir. Bu fayların meydana getirebilecekleri deprem büyüklükleri 7 ve üzerine çıkabilir niteliktedir. Ayrıca Muğla ve bağlı ilçelerinin önemli bir bölümü kıyı alanlarında, gevşek, suya doygun ve olası bir depremde sıvılaşmaya yatkın zemin birimleri üzerinde yer aldığı hususu da dikkate alındığında Muğla ve çevresinde yer alan faylarda meydana gelebilecek 7 ve üzeri bir depremde depremin doğrudan etkileri yanında sıvılaşma, yanal yayılma, heyelan ve kaya düşmesi, tsunami gibi ikincil nitelikteki etkilerinin de yaşanabileceği, bununda Muğla’da ağır hasar ve can kayıpları ile karşılaşılmasına neden olabileceği öngörülmektedir. Bu durumların önlenmesi amacıyla Muğla ilindeki ilçe belediyeleri, yapı denetim şirketleri ve yapı ruhsatı vermeye yetkili tüm kurumlara yasal mevzuat gereği “ruhsat eki etüt ve projeler ile yapının üretim süreçlerinin kamu adına denetimini” yapmakla sorumlu olan yapı denetim kuruluşlarının zemin ve temel etüt çalışmalarının yetkin Jeoloji Mühendislerince yerinde denetimi esas alacak şekilde denetlenmesi sağlanamamaktadır. Muğla Büyükşehir Belediyesinin Tmmob ve bağlı odalarıyla mesleki ve teknik işbirliği platformları oluşturarak mevzuat yetersizliğinden kaynaklı birçok problemi çözme –uygulama-yönetme ve denetleme konusundaki girişim ve uygulamalarını takdirle karşıladığımızı ve TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bu çalışmaları her alanda destek olduğumuzu belirtmek istiyoruz. 

Muğla Büyükşehir Belediyesinin öncülüğünde Tmmob İnşaat Mühendisleri Odası Muğla Şubesi, Tmmob Jeoloji Mühendisleri Odası Muğla İl Temsilciliği ve Muğla Barosunun koordinasyonunda 2025 yılında düzenlenen deprem çalıştayı sonucunda  sonuç raporunu izleme komitesi Muğla Büyükşehir Belediyesince oluşturulmuş izleme komitesinde ilgili meslek odaları yer almış ancak deprem çalıştayının sonuç bildirgesinde belirtilen tedbir ve önerilerin tam anlamıyla yerine getirilmesi konusunda yeterli çalışmaların yapılmadığı izlenmektedir. 

Yine Büyükşehir Belediyesinin Afet İşleri Dairesinin ve ilçe belediyelerinin afet şube müdürlüklerinin risk azaltma yapılanması bilimsel, teknik ve uluslarası standartlara uygun olarak oluşturulmamıştır. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak; bütün yerleşimlerin mikrobölgeleme çalışmalarının tamamlanmasını, mevcut yapı stokunun risk önceliğine göre güvenli hâle getirilmesini, yapı denetim ve zemin denetim sisteminin kamusal ve bağımsız bir anlayışla güçlendirilmesini ve afet eğitiminin toplumun bütün kesimlerine yaygınlaştırılmasını bir kez daha talep ediyoruz. Deprem sonrasında yaraları sarmaya dayalı anlayıştan, afet ve deprem öncesinde riskleri azaltan bütünleşik bir afet yönetimine geçmek zorundayız. Bilimin ve mühendisliğin gereklerini yerine getirmek bir tercih değil, kamusal sorumluluktur. Deprem kader değildir. Afetlere dirençli yerleşimler mümkündür ve güvenli yaşam herkesin hakkıdır. Bu hakkı AFETLERE HAZIRLIKLI VE DİRENÇLİ YERLEŞİMLER BİR TERCİH DEĞİL KAMUSAL BİR ZORUNLULUK olarak gören anlayışlar korur ve yaşatabilir. 

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor; başta yerel ve merkezi yönetimler olmak üzere tüm toplumsal kesimleri afet risklerinin azaltılması konusunda kamusal ve bilimsel çözümler ve politikalar temelinde daha duyarlı olmaya davet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

HABER: OSMAN ACAR / MUĞLA



Yorum Yap

Tüm Köşe Yazarları

ALİ DUYSAK
BU MEMLEKET BU KADAR MI SAHİPSİZ?
ASUDE FATMA ERBAŞ
Vatanın Öz Mayası: İrade ve Direniş
Atiye Danış
Eleştiri Suç Değildir
AYFER KILIÇ
SEN VARYA SEN
Ayfer Turan
SİTEM
DİLEM YASAK
CANIM ACIYOR
Emel Topal
SEVGİ EKTİM
FERDA NAYMAN
İLKBAHARI YAŞASAM
Murat OKUDUCU
Koşulsuz Sevgi ; Allah'ın Kapısı...
Neval Kütük
YOLCULUK VE YOLDAŞ
RAMAZAN GÜÇLÜ
NE OLACAK BU DÜNYANIN HALİ
Tandoğu Yazıcı
Aşure Günü
alt alan
alt alan
Yukarı